On yıllık öğretmenim. Bu yıl dahil olmak üzere üç defa birinci sınıf okuttum. Bu seneki birinci sınıf öğrencilerimin davranışları kafamda soru işaretlerinin oluşmasına sebep oldu. Kafamda soru işaretlerinin oluşmasına sebep olan temel olay çocukların eş cinsel gruplarda (homojen gruplar-kız kıza, erkek erkeğe) oyun oynamak yerine karşı cinse ilgi duymaları ve okuma yazma öğrenir öğrenmez de; Kemalcan, Simge'yi seviyor, Hüseyin, Merve'ye aşık biçiminde birbirlerine mektup yazmalarıydı.
Geçmiş senelerdeki deneyimlerime ve psiko-sosyal gelişim kuramlarına göre çocuklardaki bu davranışlar doğal değildi ve nedenleri incelenmesi gerekiyordu. Bir gün Hayat Bilgisi dersinde çocuklara Aşk nedir? sorusunu sordum. Aldığım cevaplar ilginç ve şaşırtıcıydı. Çocuklarla yaptığım görüşmeyi aktarmadan önce, psiko-sosyal kuramlar içinde hatırı sayılır bir yere sahip olan Erik Erikson'un psiko-sosyal gelişim kuramına değinmekte yarar görüyorum.
Erik Erikson (1902-1994 ), ego psikolojisinin en önde gelen kişileri arasında yer almaktadır. Erikson, Freud?un psiko-seksüel gelişim olarak tanımladığı ve cinsel gelişmeyi temel alarak hazırladığı gelişimi, psiko-sosyal kuram adı altında yeniden incelemiş, bu gelişimi İNSANIN 8 EVRESİ adı altında 8 evre halinde ele almıştır. Her evrede benliğin karşılaştığı bir olumlu benlik, bir de bunun karşıtını belirtmiştir. Temel güven ve bunun karşıtı olan temel güvensizlik gibi.
Erikson, her bir dönemde içsel kriz yaşandığını; krizi başarılı bir şekilde atlatan kişinin güç kazanıp bir sonraki basamağa rahatça geçebileceğini belirtiyor.
Erikson?un basamakları zamanla sınırlı olmayıp gelişim süreklidir. Kişilerde bazı sorunlar bir dönemden, başa bir döneme taşınabildiği gibi ağır stres altında da o sorunlar yeniden açığa çıkabilmektedir. Bazen de yoğun stres ile kişilerde daha önceki basamaklara geri dönüş gözlenebilmektedir.
Erikson?un dördüncü dönemi olan latent dönem, 5-11 yaş grubunu kapsamakta ve okul döneminin ilk yıllarına denk gelmektedir. Bu dönemde çocuk cinsel açıdan bir durgunluk dönemine girerken, yaşıtları ile ilişkileri artarak, yeni şeyler öğrenme ve bir şeyler üretmenin hazzını yaşamaya başlar. Okula başlamadan önce kız veya erkek demeden karışık bir biçimde grup kuran ve oynayan çocuklar, bu dönemde kendi cinsinden çocuklarla oyun oynamayı tercih ederler. Kızlar, kız çocuklarının oluşturduğu kendi grupları içinde, erkekler erkek çocuklarından oluşan gruplar içinde oyun oynarlar. Freud?un kuramını izleyen psikologlar bu davranışı örtük (latent) cinsiyet dürtüsüyle açıklarlar. Onlara göre cinsel dürtü okulun ilk yıllarında örtük bir biçimde gelişir ve davranışta kendini gösterir.
Psiko-sosyal kuramcılardan Kohlberg ise, bu çağda çocukların kendi cinsiyetlerinin sürekliliğini ve eş cinsel grup içinde cinsel rollerini öğrenmeye başladıklarını ileri sürer.
Eş cinsel oyun davranışının nereden kaynaklandığı henüz bilinmemekte birlikte bu dönemde arkadaşlık ilişkilerinin gittikçe önem kazandığıdır.
Birinci sınıf çocuklarının davranışlarıyla ilgili kafamda oluşan soru işaretlerine tekrar geri dönersek, çocuklara Hayat Bilgisi dersinde, Aşk nedir? diye sordum. Aşk romantik olmak dediler. İlköğretim birinci sınıfa devam eden 6 yaş grubundaki çocukların romantik kelimesini bilmeleri ilginçti. ?Romantiklik nedir? Nasıl romantik olunur? sorularından ardından Sihirli Annem dizisiyle karşı karşıya geldim. Bu diziyi sınıftaki bütün öğrenciler seyrediyordu. Çocukların diziyi seyretme nedenlerin başında; dizideki kahramanların bütün her şeyi sihir ile yapıyor olmaları ve dizideki Cem-Tuğçe, Kerem-Ceren ile Çilek ve Kaan (dizideki çocuk kahramanlar) ikililerinin ilişkilerini beğenmeleri gelmekteydi. Saydığım bu ikililerin yaş grupları ilköğretim çağındaki çocukların yaş grubuna denk gelmektedir.
Çocukların hepsi Cem-Tuğçe, Kerem-Ceren, Çilek-Kaan ikililerinin ilişkilerini sevgili ilişkisi olarak nitelendirmekteler. ?Cem ve Tuğçe?nin sevgili olduğunu nereden anlıyorsunuz? diye sorduğumda; Cem ve Tuğçe' nin sevgili olduklarını çünkü sık sık birbirlerini yanaktan öptüklerini; birbirlerine kokulu silgi, kalem gibi hediyeler aldıklarını; şarap bardaklarına meyve suyu koyup, perdeleri kapatıp müzik eşliğinde dans ettiklerini; beraber sinemaya gittiklerini söylediler.
Bunun ardından çocuklara, Sevgiliniz olmasını ister misiniz? diye sordum. Sınıftaki bütün çocuklar sevgilisinin olmasını istiyor ve üstelikte sevgileri olunca da Cem ve Tuğçe' nin yaptıklarını yapmak istiyorlardı.
Biraz ileri giderek ve merak dürtüme engel olamayarak, ?Kim dudaktan dudağa öpüşmek ister??diye sordum. Bir kız öğrencim -ki onun da annesi aşırı dinci ve kızına sürekli her şeyin günah olduğunu empoze ediyor-hariç hepsi dudaktan dudağa öpüşmek istiyordu. Dudaktan dudağa öpüşmek istemeyen kız öğrencime nedenini sorduğumda günah olduğunu söyledi. Günah olmasaydı eğer öpüşmek isteyip istemediği sordum, evet dedi.
Son soru olarak da, sevgilisi olmadığı için üzülen olup olmadığını sordum. Şimdilik üzülen ve bunu kafaya takan yoktu.
Çocukların doğası değişiyor mu? Değişiyorsa bile kaynağı medyadaki diziler mi? Özellikle de Sihirli Annem dizisi mi?
Eğer gözlemlerim doğru ise ve çocukların doğası değişiyorsa bunun ilerideki etkisi cinsel kimliğini tam olarak gerçekleştirememiş, erken yaşta karşı cinse sevgili gözüyle bakan, karşı cinsi arkadaş, dost olarak algılamayan, sevgililik ilişkisinin dışındaki sevgileri tadamayan kısacası benlik bütünlüğünü geliştirmemiş bireyler yetişeceğidir. Bunun sonucu üretimsizlik ve kaostur. Liselerdeki yaşanan aşk cinayetlerinin ilköğretim birinci sınıflara kadar inmesidir.
Çocukların davranış değişiklikleri ile ilgili araştırmalar yapılması ve çocuklar için hazırlanan yayınların, dizilerin vs. bilişsel ve psiko-sosyal gelişim kuramları dikkate alınarak hazırlanması konusunda basın yayın kuruluşlarına baskı yapılması gerektiğini düşünüyorum. Çocuklar bizim geleceğimiz ise bir an önce, iş işten geçmeden geleceğimize sahip çıkmalıyız.
Elif Dumanlı
*Alıntı : www pazartesi.com
YANAĞINDAN ÖPEBİLİR MİYİM? ( dizifilm eleştirisi)
-
Prince of Night
- Moderatör

- Mesajlar: 329
- Kayıt: 28.06.2003 - 19:15
- Konum: antalya
-
MithrandiR
- Yazar

- Mesajlar: 695
- Kayıt: 22.01.2004 - 13:25
- Konum: Mobil yaşam... Artık sabit bi yerim yok...
Yada benim yaptığım gibi televizyonu hayatınızdan çıkarın... Bunun size akşamları okumak, sohbet, birbirinizden haberdar olmak, çocuklarınızın dersleri ile ilgilenmek, kendinizi geliştirmek, magazin kültüründen uzak durmak ve bu kültürün insanların gözlerini boyadığı yalanları görmemek gibi faydaları olacaktır.