''Paşalarım katı budalalıkları içinde gelip bana erdemden sözediyorlardı - işte töreler bozuluyor diyorlardı . bunun için imparatorluk çöküyor . yasaları ağırlaştırmak gerek daha sert cezalar bulmak gerek aykırı davrananların kafalarını kesmek gerek... ama ben böyle düşünmüyordum - belkide gerçekten kesmek gerek kafaları ama erdem herşeyden önce tutarlılıktır insanların çürümeside insanlara temel olan imparatorluğun çürümesidir herşeyden önce çünkü imparatorluk canlı sağlıklı olsaydı insanların soyluluğunu ateşlendirirdi ve babamın sözlerini hatırlıyorum insanların durumunda kusursuzluktur erdem kusur yokluğu değildir bir kent kurmak istersem serseri ve ayak takımını alır güç yoluyla soylulaştırırım çapulculuğun tefeciliğin yada ırza saldırmanın bayağı sarhoşluğundan başka sarhoşluklar sunarım ona''
işte senle bu noktada anlaşamıyoruz oksoperi senin sunumuna imparatorluğundakilerin ne denli yatkın olduğu ile ilgili... bir tanrısal erdem olan hüsnü mutlağa ( kusursuz güzellik) en yakın olanla olmayan arasındaki belirgin çizgi sunumu almak için açık olanla o vasfı taşıyanla kapalı olan arasındaki belirgin fark.. hani senin bilboa ağaçların vardı oksoperi hani ufak fidanken koparılıp alaşağı edilmezse kökleri genişleyip her tarafı saracak başka fidanların mesela senin prensinin gül fidanının gelişimine olanak tanımadan gezegeni sarıp çatlatacak olan bilboa ağaçların.. onların yok edilmesi .. budamı önemli değil oksoperi budamı neden değil....
'' işte boğumlu kollarıyla kenti kurmaya başlamışlardır gururları kule tapınak ve sur olur zalimlikleri büyüklük düzenden şaşmazlık olur işte kendilerinden doğmuş olan ve yüreklerinde kendileriyle değiştirdikleri bir kent için çalışmaktadırlar onu kurtarmak için surlarının üstünde öleceklerdir bu insanlarda en parlak erdemlerden başka hiç bir şey bulamazsın artık''
tüm zalimlikleri bu ise tüm sucları bu günahkar vücudlarını değiştirerek günahsız şehirler kurma inşaasında o şehrin surlarında ölmekse oksoperi elbette en parlak erdem uğruna ölmekte erdemdir
'' ama sen toprağın gücü önünde gübrenin çürümüşlüğün ve kurtların kabalığı önünde tiksinti ile burun kıvırıyorsun önce varolmasını ve hiç kokmamasını istiyorsun insandan güçlerinin anlatılmasını ayıplıyorsun ve imparatorluğunun başına iğdiş edilmişleri yerleştiriyorsun onlarda kullanılma yeri bulunmayan güçten başka bir şey olmayan günahın ardından koşuyorlar .. ardından koştukları şey güç ve yaşam sonra onlarda birer müze bekçisi oluyor onlarda ölmüş bir imparatorluğu bekilyorlar''
doğru tiksinti duyuyorum ama... bu tiksintim nicelik bakımından.. az gübre çok toprak olsa eriyip kaybolup gidecek ancak her yan gübre olupta toprak kalmayınca yetişmiyor fidan ve ben o fidanı beklediği sürece o müze bekçisini bekçiliğime seçerim güç peşinde koştuğunu bilmem fidanımı güçlü olan birinin koruduğunu bilmem sayesinde ben ölsemde müze bekçisi onıun yerini alacak bekçi sayesinde fidanımın yeşil kalacağını bilerek ölmemle imparatorluğum ölsede kent kurma umudum ölmez oksoperi..
''dağ servisi toprağın çamuruyla beslenir ama onu güneşle beslenen sık yapraklara dönüştürür derdi babam dağ servisi çamurun kusursuzlaşmasıdır derdi erdem olmuş çamurdur.. imparatorluğunu kurtarmak istiyorsan coşkusunu yarat onun insanların davranışlarını arıtacaklardır ve aynı eylemler aynı devinimler aynı istekler aynı çabalar yıkacak yerde kuracaklardır kentini''
dağ servisinin kusursuzlaşması çamurla mümkün olabilir ancak insanın kusursuzlaşması çamurdan arınmasıyla mümkündür oksoperi...
'' şimdi kulak ver sözlerime: kentin tamamlanmıışlık yüzünden ölecek çünkü aldıklarıyla değil verdikleriyle yaşıyorlardı hazırlanmış erzakları birbirilerinin elinden kapmak için inlerinde birer kurt olacaklar yeniden zulmünle onları yıldırırsan inde kurt yerine ahırda sığır olurlar çünkü bir kent hiçbirzaman tamamlanmaz ancak coşkusuz kaldığım zaman söylerim yapıtımın tamamlandığını önceden öldükleri için ölürler o zaman ama kusursuzluk erişilen bir erek değildir tanrıda değişmedir ben kentimi hiç bir zaman tamamlamadım .. işte bunun için kafaları kesmenin yeterli olacağına şüphe ile baktım bozulmuş biri varsa ötekileride bozmasın diye kesmek gerekir elbet içi geçmiş meyvayı kilerden hasta hayvanı ahırdan atarcasına ama kileri yada ahırı değiştirmek daha iyi olur çünkü önce onlar sorumludur''
keşke kelimelerin üzerinde oynayıp onların anlamlarını değiştirebildiğimiz gibi insanların yerini değiştirmekle kendilerini değiştirebilseydik oksoperi ne mümkün oksoperi çürük elma hasta hayvan kokmuş gübre pis solucan heryerde aynı ve tüm değişimine rağmen hilkatın değişmez kuralı yedisinde neyse insan yetmişinde o çinde caponyada almanya amerika farketmez burda neyse ordada değişmez oksoperi...
'' yola getirilebilecek olanı ne diye cezalandırmalı? bunun için şu duayla seslendim tanrıya tanrım gocuğunuzdan bir parça verin de büyük dilek yükleriyle birlikte bütün insanları barındırayım altında.. yapıtımı bozarlar korkusuyla üstlerini örtemediklerimi boğmaktan bıktım ötekileri ve geçici gerçeğimin tartışma götürür iyiliklerini tehlikeye attıklarını biliyorum ama onlarında soylu olduklarını onlarında gerçeği getirdiklerini bilmiyor değilim''
geçici gerçeklik : bu gün gerçek bildiğimizin yarın yok olup gitmesi çürümesi belki dün senin gerçekliğin bu gün gerçek değilse bugün benim gerçeğimde yarın gerçek olmayabilir oksoperi ama üst örte örte örtüyü örterken fırlayan boğazıma yapışmış ellede ben boğulmaktan bıktım oksoperi .. bilboa ağaçları arsında kök salamamaktan salınmış köklerin kurumasından bıktım ve erdem sen ne kadar tamamlayamazsın desende o yapıtı yapmak o kenti inşaa etmekte yada onun ümidiyle beslenmekte oksoperi ikimizin de su götürmez gerçeği kusursuzluğu yakalayamıyacağımız yan yana duran iki yıldızdan birinin iri öteki ufak beriki solgun şu parlak olmuş olması gerçeği aksi zaten tanrılaşma .. kendinden insanlığından çıkma oksoperi .. kusursuz güzelliğin güç egemenliğinle senden olmayanların hakikati erdemi aramasını hem yer altı hem üstünden görünmeden izleme gerçeği erdemse bulamayacağını bile bile onu hakikati arama kuramayacağını tamamlayamayacağını bile bile kent inşaa etme coşkusu ..ve bu çoşku arasında kaybolup yerini yenilere devretme hevesi ne utanılası ne yerilesi insanlığın insan olmanın gereği oksoperi güzel sevgili dostum ... farklı yollardanda arasak aramanın erdemi yoldaki susuzluğu unutturuyor oksopeeri...
