Ben.. Kısaca Ben..
-
Eski Üye #2982
- Popüler Üye

- Mesajlar: 138
- Kayıt: 31.03.2006 - 20:38
-
HakanMirzabey
- Teknik Uygulamalar Koordinatörü

- Mesajlar: 615
- Kayıt: 08.11.2002 - 19:38
- Konum: Ce-World
- İletişim:
mektuplar biriktirdim sana,sayfalarca...ben yokken...içimin tüm coşkusuyla gevezelik ettim seninle...ve içimin tüm hüznüyle sustum günlerce...sustum ve omzunda ağladım...sen yokken...
bildiğim tüm kelimeleri unutana kadar döktüm içimi sana...senden ne kaldıysa...
bazen öyle kırdın ki beni, olmayışınla, kavga ettim senden başka herkesle sen yerine...yine de bir sen bildin gözyaşımın nedenini...
sorular sordum sana,senin asla cevap vermediğin...benimse cevap vermeye cesaret edemeyeceğim...
çok şey beklemedim senden...küsmedim de sana hiç...bütün gün sürmüşse de kavgamız biz barışık girdik yatağa...hep affettim ne varsa aramızda ve öyle sarıldım yokluğuna...
ve her gece dualarla emanet edip seni Allah'a, adaklar adadım var olman için...
bildiğim tüm kelimeleri unutana kadar döktüm içimi sana...senden ne kaldıysa...
bazen öyle kırdın ki beni, olmayışınla, kavga ettim senden başka herkesle sen yerine...yine de bir sen bildin gözyaşımın nedenini...
sorular sordum sana,senin asla cevap vermediğin...benimse cevap vermeye cesaret edemeyeceğim...
çok şey beklemedim senden...küsmedim de sana hiç...bütün gün sürmüşse de kavgamız biz barışık girdik yatağa...hep affettim ne varsa aramızda ve öyle sarıldım yokluğuna...
ve her gece dualarla emanet edip seni Allah'a, adaklar adadım var olman için...
-
MithrandiR
- Yazar

- Mesajlar: 695
- Kayıt: 22.01.2004 - 13:25
- Konum: Mobil yaşam... Artık sabit bi yerim yok...
bu,bahar değil anne...buraya bahar gelmiyor...kışla ısıtmaya çalışıyorken henüz ruhumuzu,yaz kavuruveriyor ayazıyla...
kiraz kuşları ötmeden bahar gelmez ki oysa...erik çağlalarını günbegün çocuk sabırsızlığıyla ölçmeden büyümüş mü diye...papatya sarmamışsa her yanı...toprak kokmuyorsa tüm benliğin?
çimen görmüyorsam nasıl anlarım baharın geldiğini...sen bahçemizde ocak yakıp sacta börekler pişirmiyorsan bahar kokar mı orası?bu kaçıncı bahar, iki mi,üç mü?babam bahçemizi çapalamıyor değil mi artık?sen de gizlice özlüyor musun anne?özlemek gururuna dokunuyor mu senin de?
bazen susmak bile yoruyor mu seni de?
kiraz kuşları ötmeden bahar gelmez ki oysa...erik çağlalarını günbegün çocuk sabırsızlığıyla ölçmeden büyümüş mü diye...papatya sarmamışsa her yanı...toprak kokmuyorsa tüm benliğin?
çimen görmüyorsam nasıl anlarım baharın geldiğini...sen bahçemizde ocak yakıp sacta börekler pişirmiyorsan bahar kokar mı orası?bu kaçıncı bahar, iki mi,üç mü?babam bahçemizi çapalamıyor değil mi artık?sen de gizlice özlüyor musun anne?özlemek gururuna dokunuyor mu senin de?
bazen susmak bile yoruyor mu seni de?
iki tarafını, dalları gökyüzüne değen ağaçların çevrelediği koyu gölgeli bir yolda yürüyorum...başım önümde ama üzerime düşen gölgelerin dansedişlerini hissedebiliyorum...yalınayağım...ayağıma batan çakıl taşları var, görüyorum ama acıyı algılayamıyorum...
üzerimde ''herzamanki gibi'' beyaz tülden bir elbise var...hem yürüyorum hem bu giysinin bilinçaltımdaki anlamını çözmeye çalışıyorum...ve buluyorum sebebi...neden yara etmiş bu?oysa kendim seçtim gelinlik giymemeyi...etekleri uçuşuyor beyaz elbisemin...aldırmıyorum...
yürüyorum...yolun nereye çıkacağını merak ederek...aslında merak sayılmaz bu...içimde bir yerlerde var bunun cevabı...ama bu sefer korkuyorum cevabı aramaya...başım sanki boynuma rapdedilmiş gibi kaldırmıyorum yerden...belki baksam göreceğim...bakmıyorum...
iki yanımdaki ağaçların hareketliliği çarpıyor gözüme...mevsimler değişiyor!yapraklar savruldukça önüme, üşüyorum...yaz arkada kalıyor, dönemiyorum...ve bahar hiç gelmeyecek, biliyorum!...ağlıyorum...
beni gören birileri var mı diye tedirgin oluyorum...ağlamak ayıptı çünkü...sonra buz gibi bir gerçek çarpıyor yüzüme...yalnızım!...içim titriyor...ve tutmuyorum artık kendimi...hıçkırıyorum...
yürüyorum...durup dinlenmek istedikçe sert soğuk bir rüzgar arkamdan itiyor,hissediyorum...yorgunum...ayaklarımdan sızan kanların oluşturduğu, yerdeki izlerime bakıyorum...biri benim buradan geçtiğimi bilecek...gülümsüyorum...biri? kalbimizin aynı anda aynı ritmle attığı birini düşünüyorum...yüzyıllar kadar eski sanki...unutuyorum!...
üzerimde ''herzamanki gibi'' beyaz tülden bir elbise var...hem yürüyorum hem bu giysinin bilinçaltımdaki anlamını çözmeye çalışıyorum...ve buluyorum sebebi...neden yara etmiş bu?oysa kendim seçtim gelinlik giymemeyi...etekleri uçuşuyor beyaz elbisemin...aldırmıyorum...
yürüyorum...yolun nereye çıkacağını merak ederek...aslında merak sayılmaz bu...içimde bir yerlerde var bunun cevabı...ama bu sefer korkuyorum cevabı aramaya...başım sanki boynuma rapdedilmiş gibi kaldırmıyorum yerden...belki baksam göreceğim...bakmıyorum...
iki yanımdaki ağaçların hareketliliği çarpıyor gözüme...mevsimler değişiyor!yapraklar savruldukça önüme, üşüyorum...yaz arkada kalıyor, dönemiyorum...ve bahar hiç gelmeyecek, biliyorum!...ağlıyorum...
beni gören birileri var mı diye tedirgin oluyorum...ağlamak ayıptı çünkü...sonra buz gibi bir gerçek çarpıyor yüzüme...yalnızım!...içim titriyor...ve tutmuyorum artık kendimi...hıçkırıyorum...
yürüyorum...durup dinlenmek istedikçe sert soğuk bir rüzgar arkamdan itiyor,hissediyorum...yorgunum...ayaklarımdan sızan kanların oluşturduğu, yerdeki izlerime bakıyorum...biri benim buradan geçtiğimi bilecek...gülümsüyorum...biri? kalbimizin aynı anda aynı ritmle attığı birini düşünüyorum...yüzyıllar kadar eski sanki...unutuyorum!...
uyuyor musun gözümün bebeği?
ben ağzımda o kurşun tat, gözlerimi sıkarken ağlamayayım diye...ben gecenin en dibinde, kimsesizliğimin devasalığından korkup titrerken...
sen de korkuyor musun ölümden?koşa koşa varmak istediğin yer, kabusun oluyor mu bazen?sen söyle sırrım;ölüme yaklaştığını bilmek arttırıyor mu vedaların hüznünü?büyüyor mu yetimliğin?
hayatın gözlerini acıtan ışıltısından kaçmak isterken bir gölge serinliğe, en dipsiz siyahlıkta alev almak...varacağın yerin dehşetinden eminsen yola çıkmanın heyecanı kalmıyor değil mi?yine de durmuyor ayakların...
hiç susmayacak mı içimizin yargıcı?kaç darağacı daha lazım aşkın temizlenmesi için?kaç af lazım vicdanın hücresinden azad olmaya?
bitecek mi birgün?
bittiğinde ben kalacak mıyım?
uyu gözümün bebeği...uyuyabilirsem rüyama gel bir kerecik...yüz yıl azap için son bir günah daha...elimi tut bu gece.............................................................................................
ben ağzımda o kurşun tat, gözlerimi sıkarken ağlamayayım diye...ben gecenin en dibinde, kimsesizliğimin devasalığından korkup titrerken...
sen de korkuyor musun ölümden?koşa koşa varmak istediğin yer, kabusun oluyor mu bazen?sen söyle sırrım;ölüme yaklaştığını bilmek arttırıyor mu vedaların hüznünü?büyüyor mu yetimliğin?
hayatın gözlerini acıtan ışıltısından kaçmak isterken bir gölge serinliğe, en dipsiz siyahlıkta alev almak...varacağın yerin dehşetinden eminsen yola çıkmanın heyecanı kalmıyor değil mi?yine de durmuyor ayakların...
hiç susmayacak mı içimizin yargıcı?kaç darağacı daha lazım aşkın temizlenmesi için?kaç af lazım vicdanın hücresinden azad olmaya?
bitecek mi birgün?
bittiğinde ben kalacak mıyım?
uyu gözümün bebeği...uyuyabilirsem rüyama gel bir kerecik...yüz yıl azap için son bir günah daha...elimi tut bu gece.............................................................................................
öyle yorgunum ki, hemen burada bırakasım var...topu topu birkaç anı çocukluğumdan...başka şey almayayım yanıma...geri kalan ne varsa bağışlayayım ömrü kısalara...
soruların olmadığı,cevapların aranmadığı yere...suskunluğun cezasının ''deli'' yaftası olmadığı yere...sevmelere bedel ödettirilmeyen yere...olmayan yere...hiçliğe!...
koca bir vicdan yarasıyla nereye kadar sürüklerim bu cesedi?hayat aktı gitti çoktan gözlerimden...acının tortusunu bırakarak geriye...katmerleşmiş irinleşmiş nasırlaşmış bir derin acı...
bahar var orda bir yerde, biliyorum...sonsuz...''sonsuz''un can yakmadığı bir bahar...yeterince derin uyursam görür müyüm?
soruların olmadığı,cevapların aranmadığı yere...suskunluğun cezasının ''deli'' yaftası olmadığı yere...sevmelere bedel ödettirilmeyen yere...olmayan yere...hiçliğe!...
koca bir vicdan yarasıyla nereye kadar sürüklerim bu cesedi?hayat aktı gitti çoktan gözlerimden...acının tortusunu bırakarak geriye...katmerleşmiş irinleşmiş nasırlaşmış bir derin acı...
bahar var orda bir yerde, biliyorum...sonsuz...''sonsuz''un can yakmadığı bir bahar...yeterince derin uyursam görür müyüm?
akşamın karanlığı istanbula değil, içime çöküyor sanki...sevmiyorum bu saatleri...ya gece olmalı ya gündüz...ya gecenin dinginliğinde geçmeli hayat, ya öğlenin neşesinde...
dikenli tellerim...onlar en çok bu saatlerde batıyor kalbime, beklenenlerin ellerinde huzur getirdiği sızlatan nakaratta...birşey eksik; ya beklenen gelmiyor, ya getirdiği huzur değil...ve yüz yıllık eksik bulmaca...bu akşam da yok cevabı...
öyle uzağım ki şimdi herbirinizden, vefa fakiri aşklarım; küçücük görünüyorsunuz...gözleriniz? onlar hiç yok...sakinleşin, yalanlarını göremem burdan...peki eskiden? sevgiyle mi bakardınız sahiden? ömürler feda edilmeliydi herbirinize! kalpler parçalanmalıydı aşkınızdan! akıllar teslim olmalıydı birkaç şirin sözünüze! ölünmeli ve sorgulanmamalıydı cennet-cehennem!
ben korktum elinizi tutmaya, siz uzaktınız tutamayacak kadar...yetmedim aşkınızın büyüklüğüne(!)...ve gitgide küçüldünüz işte böyle...
şimdi siz masaldaki yerinize, ben dikenli tellerimin arkasına...birbirimizi gözden kaybedene kadar uzaklaşalım aşktan...
geçiyor yavaş yavaş...gün geceye dönüyor...ben ıssızlığımın sıcak yuvasına...ellerimde huzurla...
dikenli tellerim...onlar en çok bu saatlerde batıyor kalbime, beklenenlerin ellerinde huzur getirdiği sızlatan nakaratta...birşey eksik; ya beklenen gelmiyor, ya getirdiği huzur değil...ve yüz yıllık eksik bulmaca...bu akşam da yok cevabı...
öyle uzağım ki şimdi herbirinizden, vefa fakiri aşklarım; küçücük görünüyorsunuz...gözleriniz? onlar hiç yok...sakinleşin, yalanlarını göremem burdan...peki eskiden? sevgiyle mi bakardınız sahiden? ömürler feda edilmeliydi herbirinize! kalpler parçalanmalıydı aşkınızdan! akıllar teslim olmalıydı birkaç şirin sözünüze! ölünmeli ve sorgulanmamalıydı cennet-cehennem!
ben korktum elinizi tutmaya, siz uzaktınız tutamayacak kadar...yetmedim aşkınızın büyüklüğüne(!)...ve gitgide küçüldünüz işte böyle...
şimdi siz masaldaki yerinize, ben dikenli tellerimin arkasına...birbirimizi gözden kaybedene kadar uzaklaşalım aşktan...
geçiyor yavaş yavaş...gün geceye dönüyor...ben ıssızlığımın sıcak yuvasına...ellerimde huzurla...

