Bektaşi

Sizi büyüleyici hikayeler...
Cevapla
EminAbi
Kurucu / Site Sahibi
Kurucu / Site Sahibi
Mesajlar: 315
Kayıt: 01.01.2001 - 1:00
Konum: Sanal Alem
İletişim:

Bektaşi

Mesaj gönderen EminAbi »

BEKTAŞİ
Yaşları 20 ile 25 arasında değişen gençler, ite-kaka bindikleri halk otobüsünün arka tarafında kalabalık bir grup oluşturmuşlardı. Yaptıkları hararetli konuşmalara bakılırsa, biraz önceki toplantıları son derece başarılı geçmiş ve istikballeri için önemli bir merhale daha katetmişlerdi.
Gençlerden en uzun boylu olanı diğerlerinin tepesinden sağa sola bakınırken, otobüsün ortalarında oturan bir dedeyi görüp arkadaşlarının kulaklarına birşeyler fısıldadı.
Gürültü bir anda kesilmiş, yolcular da bu durum karşısında meraka kapılmıştı. Dedeyi ilk gören genç, kalabalığı yararak ona doğru yaklaştı ve ceketini saygıyla ilikleyip:

Müsâde ederseniz elinizi öpmek istiyorum hacı amca, dedi. İçimden geldi de...

Yaşlı adam, İstanbul'daki yakınlarını eşiyle birlikte ziyaret eden bir Bektaşî dedesiydi. Başındaki beyaz sarık, büyük bir kısmı kapkara olan sakallarının aklaşan yan kısımlarıyla uyum sağlıyor; sırtındaki beyaz cübbesi ise, ayağındaki mest lâstiklerle kontrast teşkil ediyordu.

Delikanlı, ihtiyarın şaşkın şaşkın uzattığı elini öptükten sonra sakalını da sıvazlamayı ihmâl etmedi. Diğer gençler de aynı şeyi yapmak için bir anda dedenin çevresini sarıverdiler.

Yaşlı adam, olup bitenleri anlayamamasına rağmen yanındaki hanımına dönüp:

- Yahu hâtun, diye söylenmeye başladı. Bir de bu gençleri beğenmiyordun. Ne kadar efendi ve saygılı olduklarını, dönünce konu - komşuya anlatırsın.

Gerçekten de otobüs bir anda ulvî bir havaya bürünmüş ve ilk önceki "sakal sıvazlamaları"nın yerini "sakal öpmeler" almıştı. Bu arada otobüsteki kadın - erkek diğer
yolcuların da işin ciddiyetini farkettiği gözleniyordu. Herkes, hayatta bir kere görebilecekleri böyle bir "mübârek" karşısında içinden adaklar adamış ve kendilerinden geçerek yaşlı adamın sakalına doğru yönelmişti. Hatta yer yer ilâhî sesleri bile duyuluyordu. Çok uyanık biri olan şoför de, dikiz aynasından vaziyeti kavramakta, gecikmedi ve otobüsü ilk gelen durağa çektikten sonra, geçiş üstünlüğünden faydalanıp sakal ziyaretini hallediverdi.

Yaşlı adam, kısa sürede bu işe alışmış ve gösterilen hürmetten ötürü tek kelimeyle “mesrur" olmuştu. Biraz sonra ineceği durağa geldiğinde hanımıyla birlikte kapıya doğru
yöneldi ve araba durduğunda:

- İki cihanda da aziz olun evlâtlarım, diye bağırdı. Ama merak ettim doğrusu, siz de mi Bektaşî'siniz?

Otobüsteki gençlerden en iri - kıyım olanı hemen lafa karışıp:
- Acâyip yaklaştın be beybaba, diye cevap verdi.

Bektaşî değil ama evelallah Beşiktaşî'yiz. Yâni anlayacağın Beşiktaş'lıyız. Siyah-beyaz sakalın ve o renklerdeki kıyafetin güneşte parıl parıl parlayınca, takımımıza karşı
herzamanki görevimizi yapalım demiştik de...

[left]http://www.eminabi.com/images/hayatin_icinden_03.gif[/left]>>
Bu hikâye, Cüneyd Suavi'nin 'Hayatın İçinden' adlı eserinden alınmıştır.

Cüneyd Suavi ve eseri hakkındaki ayrıntılı bilgiyi aşağıdaki linke tıklayrak alabilirsiniz:
http://www.eminabi.com/phpbb/viewtopic.php?t=2227

Burada yayınlanan eserlerin tümünün telif hakları yazarına ve ilgili yayınevine aittir.
EminAbi.com bunları tanıtım maksadıyla yayınlamaktadır.
Cevapla