1. sayfa (Toplam 1 sayfa)

Elmalılı hamdi yazırın analizi...

Gönderilme zamanı: 15.12.2006 - 7:05
gönderen MithrandiR
(Elmalılı M. Hamdi Yazır Sempozyumu (4-6 Eylül 1991), Türkiye Diyanet Vakfı Yayınları/109, Ankara-1993)

"Batı, kendi toplumunda bulunmayan insani hasretlerin şarkta fiilen uygulanıyor olmasından, her zaman rahatsız olmuştur. Bu hasretlerin başında, İslam-i öğretilerden kaynaklanan, insani şahsiyetinin korunması, eşitlik ve adalet prensiplerinin cemiyete hakim kılınması; toplumun sahip olduğu servetin fertler arasında eşit veya dengeli bir şekilde da ğıtılmasının sağlanması gelmektedir. Hatta bu prensiplerin hayata ge­çirilmesi için batıda benzeri bulunmayan tarzda tesirler ve müesseseler kurulmuş olması, Batı'nın şark medeniyetine olan öfkesini ve onu bir an önce yıkıp parçalama isteğini artırmıştır. Bu amaçla XVI. yüzyıla kadar düzenlenen haçlı orduları, karşılarında güçlü Osmanlı Devleti'ni buldu. Ne zaman ki hicri 1000 tarihinden itibaren bu devlette ilmi hayat söndü. Devlet maddî ve manevi yönden gerilemeye başladı. Batılılar ise, bu hu­sustaki çabalarını hızlandırdılar. XVIII. yüzyıla gelindiğinde batılıların fa­aliyetleri için ortam müsait hale geldi. Elmalılı'nın tabiriyle Avrupa için pişmekte olan maide-i şark (şark sofrası) artık tenavül (yeme) olunabilirdi. Ancak, bu dönemde iştahlı talip bir değildi. Rusya Devleti de şark âlemi üzerinde hak iddia ediyordu. Hem de batılı ülkeler gibi kuvve-i akdiyeye müracaattan ziyade, kılıca sarılıp duruyordu. Avrupa ilmi ve siyasi yönlerini inkişaf ettirmiş olduğundan, Rusya'nın göze aldığı istilâ ve şiddet kullanma fiiline meydan vermeksizin, başlangıçta İngiltere, Fransa daha sonra da Almanya şeklen meşru gibi görünen ve efkâr-ı basite için, ibtidaen gayri mahsur bulunan yollardan sonuca gitmeyi tercih ediyorlardı. Avusturya ise vaziyetten vaziyete geçiyordu. Takip ettikleri siyasi strateji ve uyguladıkları yöntemlerde farklılıklar olmakla birlikte, hepsi de meşru bir vesile ihdas ederek Osmanlı'ya müdahale esasında birleşiyorlardı. Hangisinin müdahale gerekçesi daha kuvvetli ise, o galip demekti.

Batılı devletlerin bu amaçla uyguladıkları siyasi stratejilerini birkaç madde halinde toplamak mümkündür.

- Avrupalıların düşünce ve propaganda yönünden ülke içerisinde etkili olmalarını sağlamak amacıyla Osmanlı toprakları yabancılara açılmalıdır.

- Avrupalılar bulundukları yerlerde daimi surette kalabilmek ve ik­tisadi hayata hakim olabilmek için Osmanlı toprakları üzerinde mülk sahibi olmalıdırlar.

- Osmanlı ülkesinin daha sonra kolayca batılıların eline geçmesini temin bakımından, buralara yerleştirilen yabancılarla yerli halk arasında ruhî yakınlaşma ve kaynaşma sağlanmalıdır.

- Bu topraklar üzerinde gösterilen faaliyetlerin müesseseleşmesi için, arazi-i Osmaniye'de eşhas-ı maneviyenin mülk istimlâk etmesine imkân tanınmalıdır.

- Her ülkeye Osmanlı topraklamada bir nüfuz alanı ayrılmalıdır.

- Programlanan bu hususların tamamlanmasından sonra, bir fırsat bulup istilâ-i siyasiye ilân edilmelidir.

Kapitülasyonların kabul edilmesiyle teb'a-i ecnebiyenin her türlü ku raldan azade olarak, Osmanlı memleketlerinde serbestçe ikâmet etmeleri ve hukuki dokunulmazlıkları sağlanmış, sağlanan bu imtiyazla batılılara siyasî müdahalenin kapıları açılmıştır. Bundan sonra yapılacak iş, teb'a-i ecnebiyenin emlâk-i gayrimenkule istimlâk etmelerine imkân sağlamaktı. Osmanlı Hükümeti'ne bu babda bir kanun neşrettirildi. Fakat bu kanun istenilen sonucu vermiyordu. Çünkü Osmanlı Devleti'nde bu­lunan arazinin büyük ekseriyeti arazi-i miriye, mühim bir kısmı da evkaf idi. Arazi-i miriyede biraz tasarruf fazla olsa bile vakıflarda bu hak daha da sınırlı bulunuyordu. Her iki grup arazide de rakabe istimlak olu­namıyordu. Ancak arazi-i emiriyede hükümet müsait kanun yapmak için sahib-i nüfuz addedilebilir ve arzu edildiği zaman yapılacak harici bir taz­yik ile istenilen kanun çıkartılabilirdi. Fakat vakıflar hükümetin nü­fuzundan hariç bulunuyordu. Avrupa arzu ederdi ki, arazi-i emiriye ve evkaf tamamen pazara çıkarılacak bir mal haline getirilsin.

Bu arzunun yerine getirilmesine mevcut istimlâk kanunu kâfi gelmiyordu. Hiç zaman kaybedilmeden miri arazi ve evkafa, hele evkafa çare bulunmalı idi. Avrupalılar, devletin siyasi ve mali yönden sıkıntı içerisinde bulunduğu dönemleri çok iyi kolluyordu. Elde ettikleri her fırsatta bu isteklerini dile getirmeye başladılar. Paris, Londra ve Berlin muahedelerinde hep bu nokta-i nazarlar gözetildi, kongrelerde, bu isteklerin hararetleri hissolundu. Bâb-ı âli evrak hazinesi bu hususları doğrulayacak vesikalarla doludur. Bu siyasî vesikaların dış tesirler açısından değerlendirilmesi halinde, elde edilecek malûmat, hiç şüphesiz çok mühim olacaktır.

Vakıflar hakkında XIX. asırda alınan kararlar, yapılan hukuki düzenlemeler ve gerçekleştirilen uygulamalara bakıldığında hükümetin dış siyasetin baskısı altında olduğu ve onun belirlediği hedefler doğrultusunda hareket ettiği anlaşılmaktadır. Bu konuda hükümetin yaptığı ilk iş, vakıflar üzerinde yetkilerini artırmak oldu."

Gönderilme zamanı: 15.12.2006 - 13:43
gönderen Prince of Night
Yorumun ne peki ? Neyi işaret ediyorsun bu yazı ile ?

Gönderilme zamanı: 15.12.2006 - 19:05
gönderen MithrandiR
şimdilik yorumlarınızı bekliyorum abim

düzeltme:bu yazı Elmalılı Hamdi Yazır'a ait

Re: Elmalılı hamdi yazırın analizi...

Gönderilme zamanı: 15.12.2006 - 21:02
gönderen Prince of Night
MithrandiR yazdı:
Batılı devletlerin bu amaçla uyguladıkları siyasi stratejilerini birkaç madde halinde toplamak mümkündür.

- Avrupalıların düşünce ve propaganda yönünden ülke içerisinde etkili olmalarını sağlamak amacıyla Osmanlı toprakları yabancılara açılmalıdır.

- Avrupalılar bulundukları yerlerde daimi surette kalabilmek ve ik­tisadi hayata hakim olabilmek için Osmanlı toprakları üzerinde mülk sahibi olmalıdırlar.

- Osmanlı ülkesinin daha sonra kolayca batılıların eline geçmesini temin bakımından, buralara yerleştirilen yabancılarla yerli halk arasında ruhî yakınlaşma ve kaynaşma sağlanmalıdır.

- Bu topraklar üzerinde gösterilen faaliyetlerin müesseseleşmesi için, arazi-i Osmaniye'de eşhas-ı maneviyenin mülk istimlâk etmesine imkân tanınmalıdır.

- Her ülkeye Osmanlı topraklamada bir nüfuz alanı ayrılmalıdır.

- Programlanan bu hususların tamamlanmasından sonra, bir fırsat bulup istilâ-i siyasiye ilân edilmelidir.

"

Yorum yapılacak bir şey yok aslında. Bu maddelerden anladığıma göre sanırım değneğin ucu hükümeti gösteriyor.
3. ve son maddenin gerçekleşme olanağı yok. Ben inanmıyorum artık bu tür komplo teorilerine.
Bizi sağmak dururken neden kesip başlarına bela etsinlerki. Yünümüzden sütümüzden besleniyorlar zaten,topraklarımızı ne yapsınlar? Bu toprakları kim alsa başına bela olur.