UMUT
Gönderilme zamanı: 01.04.2006 - 20:17
--------------------------------------------------------------------------------
Paçalarını sıvayıp İnkumu’nun o upuzun sahilini boydan boya yürüdü Arda. Dalgalar bir yandan ayaklarına vuruyordu.Arda dalgaların ayaklarının altından geri çekilirken kumları da beraberinde götürdüğünü hissedebiliyordu.
Artık o kavurucu ve bunaltıcı yaz sıcakları yoktu.Serin bir geceydi.Yaz mevsiminin de yavaş yavaş gittiğini düşündü. Başını gökyüzüne kaldırdı, gökyüzü de onun bu düşüncesini doğrular gibi bulutlarla yıldızları kapatmıştı.Birden hüzün çöktü Arda’nın içine. Yazın, yıldızların, sıcaklarında onu terk ettiğini düşündü. Yapayalnız hissetti kendini.Oysa doğanın kanunuydu bu. Bir mevsim biter bir mevsim başlardı. Arda ise her şey de bir terkedilmişlik arar yalnızlık bulur olmuştu şu son üç ayda. Meltem gitmişti ama ardında koskocaman bir yalnızlık bırakmıştı Arda’ya. Neden böyle olmuştu?Suçlu kimdi? Suç ne idi? Üç ay öncesine kadar elele dolaştıkları bu sahilde neden yalnızlığıyla dertleşir olmuştu? ”Artık seni sevmiyorum!” sözleri Arda’nın beyninde yankılanıp duruyordu Meltem gitti gideli.Bu son sözü belki de yeni bir sonun başlangıcı olmuştu onun için.Ne nefret edebiliyordu ne de tümden kızabiliyordu Meltem’e.
Tüm bu düşüncelerle boğuşurken 3 km’lik İnkumu sahilinin sonuna geldiğini gördü.En uçtaki kayaya baktı ve “ sende benim gibi tek başına ve yalnızsın değil mi?” dedi. Bu düşünceyle yalnızlığının iyice tavana vurduğunun ve hiçte iyiye gitmediğinin farkına vardı.Biran önce bu düşüncelerden kurtulmalı kendine gelmeliydi. Kulağına çalınan müzik sesleri dikkatini çekti, hareketli müzik sesleri ve kahkahalar. Bir yerlerde hayatın devam ettiğini ve insanların var olduğunu fark etti.”İnsanların arasına karışmam gerek” diye düşündü ve kendini barın kapısından içeri attı.
İçeride ışık oyunları, yüksek sesli müzik ve onlarca dans eden mutlu insan vardı.Zihninde kendisinin ne kadar mutsuz olduğu fikri belirdi ve Arda bu düşünceyi benliğinden kovmak için hızla bara yaklaştı, kendine bir içki aldı ve kapıya en yakın masaya oturdu.
Cebinden yeni aldığı açılmamış sigara paketini çıkardı.Paketi açarken “bırakamadım gitti şu mereti” diye geçirdi içinden. Beşinci sigarayı bırakma girişimide Meltem tarafından bertaraf edilmişti üç ay önce.Paketten bir sigara çıkardı, umutsuzca aralanmış dudaklarının arasına yerleştirdi. El yordamıyla ceplerinde çakmağını aradı. Beş saniye süren arama süresi ona çok uzun geldi.Ateşi bulduğunda çoktan sinirlenmişti.Tahammül sınırlarının bu denli daraldığının farkında değildi Arda.Birkez daha kendine acıdı. Titreyen elleriyle sigarasını yaktı ve bir nefes çekti. Sigarasının dumanıyla birlikte puslu ve dumanlı anılar tekrar gözünde belirdi...
İyi bir kariyeri vardı Arda’nın. İyi bir üniversitenin güzel bir bölümünü başarıyla bitirmişti. İş hayatında parlaması pekte zor olmamıştı onun için. Oldukça zeki ve başarılıydı.Oysa tüm bunlar aşk hayatında başarılı olmasına yetmiyordu. Keşke bir aşk okulu olsaydı da orada öğretselerdi ikili ilişkilerde başarı olmayı. Sadece çok sevmenin bir ilişkiyi kurtarmaya yeterli olmadığını çok iyi görmüştü Arda. Her şey aşk değildi. Tek taraflı çırpınış bazen daha da çok batmaktan öteye götürmüyordu insanı.
Empati kurmaya çalışıyor, düşünüyor ama bir türlü neden bu hale geldiklerini anlayamıyordu. “Beni bu kadar üzen şey ne” diye sordu Arda kendi kendine. Meltem’i benliğinden çok sevmesi mi yoksa dört yıllık bir alışkanlığın verdiği boşluk mu? Evet Meltem’i sevmişti ama hiçbir ayrılık onu yok etmemişti. Onu boşluğa iten şeyin alışkanlık olduğuna karar verdi. Eğer Meltem olsaydı şuan beraber vakit geçiriyor olacaklardı. Tıpkı son dört yıldır olduğu gibi.Galiba bu kaybetmenin acısı değil bir boşluğun sızısıydı!..
Sonra Arda annesini kaybettiğinde hissettiği acıyı hatırladı. Yüreğinin ta derinliklerinde, üzerine kat kat yaşanmışlıklar attığı halde çok derin ve belirgin bir sızı hissetti. 11 yıl olmasına rağmen acısı hala çok sızlatıyordu yüreğini. Zaten gözlerinde bir çift bulut taşıyan Arda gözlerinin dolduğunu hissetti.Annesini çok özlemişti. Şuan yanında olması için, başını o şefkatli göğsüne yaslayıp annesinin saçlarını okşaması için neler neler vermezdi.Onu kaybettiğinde neler hissettiğini anımsadı. Dünyanın ne kadar anlamsız geldiğini, bu acının onu çok kısa zamanda tüketip bitireceğini düşünmüştü. Bu acıya dayanamayacağını kendinin de öleceğini düşünmüştü hep.Oysa öyle olmadı. O derin acı hiç bitmedi ama hala hayattaydı. Bu acıyla başa çıkmayı onsuz yaşamayı öğrenmişti.Kolay olmamıştı elbet ama başarmıştı bunu.
Şuan hissettiği acı annesininkiyle kıyaslanamayacak kadar azdı. O acı öldürmediyse Arda’ yı bu ayrılık acısı sarsmamalıydı bile.
Sigarasının parmakları arsında kül olduğunu fark etti Arda.Beyhude bir nefes çekip kült ablasında söndürdü sigarasını. Kendisini biraz daha iyi hissettiğini düşündü. Hareketli müzikler eşliğinde ritmik hareket eden bedenlere çarptı gözü. Kaygısızca müzik eşliğinde adeta meydan okuyorlardı dünyaya. İçkisinden son bir yudum alıp ayağa kalktı, piste doğru adım attı fakat alkolünde etkisiyle yaptığı bu hareketin ardından dans etmeyi bilmediği geldi aklına ve son bir hamleyle yönünü bara çevirdi. Yüksek taburelerden birine oturdu ve garsona bir içki siparişi verdi. Tıpkı bir önceki, bir önceki ve bir önceki gibi. Dans edememişti belki ama yine de kendini iyi hissediyordu. Mutlu değildi ama en azından yüreğine taş gibi oturan duygunun ne olduğunu bulmuştu.Acıyordu! Melteme değil belki ama kendine acıyordu. Bu kadar aciz ve dayanıksız davranmasına kızıyordu. Bu üç ay içerisinde onu hiç arayıp sormayan Meltemin, onu bırakıp giderken yüzünde üzüntünün zerre parçasını görmemesine
rağmen kendini bu son dönemde neden bu kadar çok üzdüğünü anlayamadı Arda.
Ve bunun ardından bir öfke belirdi Melteme karşı. “Bu bunalımlarla dolu üç ayımın hesabını sormalıyım “ diye düşündü.Cebinden telefonunu çıkardı, mesajlar bölümüne girdi. Öyle bir şey yazmalıydı ki terkedilmişliğin acısını üzerinden attığını, onsuzda mutlu olabildiğini ve o giderken bıraktığı gözleri yaşlı çaresiz adam olmadığını anlattığı bir mesaj olmalıydı.
Tüm bir gece boyunca düşüncelerin kovalamaca oynadığı zihninde bir türlü doğru kelimeleri toparlayamadı.”iyi bir fikir değildi zaten” diyip vazgeçti mesaj yollamaktan. Zar zor küllenen bir ateşe kıvılcım atmaya gerek yok diye düşündü.
Birden bir el koluna dokundu. “Merhaba” dedi cılız bir ses.Arda kafasını çevirdiğinde barın loş ışıklarının arasında beliren bir kız gördü.
Paçalarını sıvayıp İnkumu’nun o upuzun sahilini boydan boya yürüdü Arda. Dalgalar bir yandan ayaklarına vuruyordu.Arda dalgaların ayaklarının altından geri çekilirken kumları da beraberinde götürdüğünü hissedebiliyordu.
Artık o kavurucu ve bunaltıcı yaz sıcakları yoktu.Serin bir geceydi.Yaz mevsiminin de yavaş yavaş gittiğini düşündü. Başını gökyüzüne kaldırdı, gökyüzü de onun bu düşüncesini doğrular gibi bulutlarla yıldızları kapatmıştı.Birden hüzün çöktü Arda’nın içine. Yazın, yıldızların, sıcaklarında onu terk ettiğini düşündü. Yapayalnız hissetti kendini.Oysa doğanın kanunuydu bu. Bir mevsim biter bir mevsim başlardı. Arda ise her şey de bir terkedilmişlik arar yalnızlık bulur olmuştu şu son üç ayda. Meltem gitmişti ama ardında koskocaman bir yalnızlık bırakmıştı Arda’ya. Neden böyle olmuştu?Suçlu kimdi? Suç ne idi? Üç ay öncesine kadar elele dolaştıkları bu sahilde neden yalnızlığıyla dertleşir olmuştu? ”Artık seni sevmiyorum!” sözleri Arda’nın beyninde yankılanıp duruyordu Meltem gitti gideli.Bu son sözü belki de yeni bir sonun başlangıcı olmuştu onun için.Ne nefret edebiliyordu ne de tümden kızabiliyordu Meltem’e.
Tüm bu düşüncelerle boğuşurken 3 km’lik İnkumu sahilinin sonuna geldiğini gördü.En uçtaki kayaya baktı ve “ sende benim gibi tek başına ve yalnızsın değil mi?” dedi. Bu düşünceyle yalnızlığının iyice tavana vurduğunun ve hiçte iyiye gitmediğinin farkına vardı.Biran önce bu düşüncelerden kurtulmalı kendine gelmeliydi. Kulağına çalınan müzik sesleri dikkatini çekti, hareketli müzik sesleri ve kahkahalar. Bir yerlerde hayatın devam ettiğini ve insanların var olduğunu fark etti.”İnsanların arasına karışmam gerek” diye düşündü ve kendini barın kapısından içeri attı.
İçeride ışık oyunları, yüksek sesli müzik ve onlarca dans eden mutlu insan vardı.Zihninde kendisinin ne kadar mutsuz olduğu fikri belirdi ve Arda bu düşünceyi benliğinden kovmak için hızla bara yaklaştı, kendine bir içki aldı ve kapıya en yakın masaya oturdu.
Cebinden yeni aldığı açılmamış sigara paketini çıkardı.Paketi açarken “bırakamadım gitti şu mereti” diye geçirdi içinden. Beşinci sigarayı bırakma girişimide Meltem tarafından bertaraf edilmişti üç ay önce.Paketten bir sigara çıkardı, umutsuzca aralanmış dudaklarının arasına yerleştirdi. El yordamıyla ceplerinde çakmağını aradı. Beş saniye süren arama süresi ona çok uzun geldi.Ateşi bulduğunda çoktan sinirlenmişti.Tahammül sınırlarının bu denli daraldığının farkında değildi Arda.Birkez daha kendine acıdı. Titreyen elleriyle sigarasını yaktı ve bir nefes çekti. Sigarasının dumanıyla birlikte puslu ve dumanlı anılar tekrar gözünde belirdi...
İyi bir kariyeri vardı Arda’nın. İyi bir üniversitenin güzel bir bölümünü başarıyla bitirmişti. İş hayatında parlaması pekte zor olmamıştı onun için. Oldukça zeki ve başarılıydı.Oysa tüm bunlar aşk hayatında başarılı olmasına yetmiyordu. Keşke bir aşk okulu olsaydı da orada öğretselerdi ikili ilişkilerde başarı olmayı. Sadece çok sevmenin bir ilişkiyi kurtarmaya yeterli olmadığını çok iyi görmüştü Arda. Her şey aşk değildi. Tek taraflı çırpınış bazen daha da çok batmaktan öteye götürmüyordu insanı.
Empati kurmaya çalışıyor, düşünüyor ama bir türlü neden bu hale geldiklerini anlayamıyordu. “Beni bu kadar üzen şey ne” diye sordu Arda kendi kendine. Meltem’i benliğinden çok sevmesi mi yoksa dört yıllık bir alışkanlığın verdiği boşluk mu? Evet Meltem’i sevmişti ama hiçbir ayrılık onu yok etmemişti. Onu boşluğa iten şeyin alışkanlık olduğuna karar verdi. Eğer Meltem olsaydı şuan beraber vakit geçiriyor olacaklardı. Tıpkı son dört yıldır olduğu gibi.Galiba bu kaybetmenin acısı değil bir boşluğun sızısıydı!..
Sonra Arda annesini kaybettiğinde hissettiği acıyı hatırladı. Yüreğinin ta derinliklerinde, üzerine kat kat yaşanmışlıklar attığı halde çok derin ve belirgin bir sızı hissetti. 11 yıl olmasına rağmen acısı hala çok sızlatıyordu yüreğini. Zaten gözlerinde bir çift bulut taşıyan Arda gözlerinin dolduğunu hissetti.Annesini çok özlemişti. Şuan yanında olması için, başını o şefkatli göğsüne yaslayıp annesinin saçlarını okşaması için neler neler vermezdi.Onu kaybettiğinde neler hissettiğini anımsadı. Dünyanın ne kadar anlamsız geldiğini, bu acının onu çok kısa zamanda tüketip bitireceğini düşünmüştü. Bu acıya dayanamayacağını kendinin de öleceğini düşünmüştü hep.Oysa öyle olmadı. O derin acı hiç bitmedi ama hala hayattaydı. Bu acıyla başa çıkmayı onsuz yaşamayı öğrenmişti.Kolay olmamıştı elbet ama başarmıştı bunu.
Şuan hissettiği acı annesininkiyle kıyaslanamayacak kadar azdı. O acı öldürmediyse Arda’ yı bu ayrılık acısı sarsmamalıydı bile.
Sigarasının parmakları arsında kül olduğunu fark etti Arda.Beyhude bir nefes çekip kült ablasında söndürdü sigarasını. Kendisini biraz daha iyi hissettiğini düşündü. Hareketli müzikler eşliğinde ritmik hareket eden bedenlere çarptı gözü. Kaygısızca müzik eşliğinde adeta meydan okuyorlardı dünyaya. İçkisinden son bir yudum alıp ayağa kalktı, piste doğru adım attı fakat alkolünde etkisiyle yaptığı bu hareketin ardından dans etmeyi bilmediği geldi aklına ve son bir hamleyle yönünü bara çevirdi. Yüksek taburelerden birine oturdu ve garsona bir içki siparişi verdi. Tıpkı bir önceki, bir önceki ve bir önceki gibi. Dans edememişti belki ama yine de kendini iyi hissediyordu. Mutlu değildi ama en azından yüreğine taş gibi oturan duygunun ne olduğunu bulmuştu.Acıyordu! Melteme değil belki ama kendine acıyordu. Bu kadar aciz ve dayanıksız davranmasına kızıyordu. Bu üç ay içerisinde onu hiç arayıp sormayan Meltemin, onu bırakıp giderken yüzünde üzüntünün zerre parçasını görmemesine
rağmen kendini bu son dönemde neden bu kadar çok üzdüğünü anlayamadı Arda.
Ve bunun ardından bir öfke belirdi Melteme karşı. “Bu bunalımlarla dolu üç ayımın hesabını sormalıyım “ diye düşündü.Cebinden telefonunu çıkardı, mesajlar bölümüne girdi. Öyle bir şey yazmalıydı ki terkedilmişliğin acısını üzerinden attığını, onsuzda mutlu olabildiğini ve o giderken bıraktığı gözleri yaşlı çaresiz adam olmadığını anlattığı bir mesaj olmalıydı.
Tüm bir gece boyunca düşüncelerin kovalamaca oynadığı zihninde bir türlü doğru kelimeleri toparlayamadı.”iyi bir fikir değildi zaten” diyip vazgeçti mesaj yollamaktan. Zar zor küllenen bir ateşe kıvılcım atmaya gerek yok diye düşündü.
Birden bir el koluna dokundu. “Merhaba” dedi cılız bir ses.Arda kafasını çevirdiğinde barın loş ışıklarının arasında beliren bir kız gördü.