İnanç üzerine Dr. Haluk NURBAKİ' den
Gönderilme zamanı: 29.09.2004 - 7:21
Ben, 40 yillik
bir kanser uzmani olarak maddeyi asan sayisiz olayla karsilastim ve
bunlari, o olaya
sahit olanlarla birlikte belgeleyerek özel bir arsiv yaptim.
Bunlardan 1976 yilinda yasanmis bir olayi size nakletmek istiyorum.
Kanser hastanesinde bashekimken Serap adinda genç bir hanim hastam
vardi.Bu hastam gögüs kanserine yakalanmis ve tedavi için yurt disina
gitmek istemesine ragmen, bazi formaliteler sebebiyle o imkani
bulamamisti. Serap'i özel bir ilgiyle bizzat ben tedavi altina aldim. Ve
kisa bir
süresonra da iyilestigini gördüm. Ancak Serap'in da bütün diger
kanserliler gibi ilk 5 yillik süreyi çok dikkatli geçirmesi gerekiyordu.
Bir is
kadini olan Serap, 4 yil kadar sonra 1 ihale için izmir'e gitmek istedi.
Kis aylarinda oldugumuz için uçakla gitmesi sartiyla kabul ettim. Maalesef
bilet bulamamis ve benden habersiz bindigi otobüsün kaza geçirmesi üzerine
6 saat kadar mahsur kalmis. Dönüsünden kisa 1 süre sonra kanser,
kemik ve akcigerine yayildi. Serap bacak kemiklerindeki metastaz nedeniyle
yürüyemez hale gelirken, hastaligin akcigerdeki tezahürü sebebiyle de devamli
olarak oksijen cihazi kullaniyor ve söyledigi her kelimeden sonra agzini o
cihaza yapistirarak nefes almak zorunda kaliyordu. Evine gittigim gün,
yine güçlükle konusarak:
--''Doktor bey,'' dedi. ''Ben
size...darginim.
--'' ''Niçin?" diye
sordum.
--"Siz...dindar bir
insanmissiniz. Niçin bana da, ALLAH 'i, ölümü, ahireti
anlatmiyorsunuz?"
Dini inançlarinin
çok zayif oldugunu bildigim için bu teklifi karsisinda oldukça sasirdim.
O'nu üzmemeye çalisarak:
--"Doktora
ulasmak kolaydir'' dedim. ''Parayi bastirdin mi
istedigine tedavi olursun. Ancak iman tedavisi için gönülden istek
duymalisin..." Konusmaya mecali olmadigindan "Ben o istegi duyuyorum"
manasinda basini salladi. Artik ümitsiz bir tibbi tedavinin yani sira,
ebedi hayatin ve saadetin reçetesi olan iman derslerimiz baslamis ve
dersler
"hizlandirilmali ögretime" dönmüstü.. Anlattigim iman hakikatlarini
bütün ruhuyla meczediyor ve arada bir soru soruyordu..Vefatina bir
hafta kala: --"Doktor bey,'' dedi. ''Ben ölürken ne söylemeliyim?"
--"Senin durumun çok özel" dedim.
''Kelime-i sehadet sana uzun
gelir. O ani farkedince ''Muhammed'' (s.a.v) sana yeter."
O, haliyle tebessüm ederek yine basini salladi. Çok istirabi
oldugu için Serap'a sürekli morfin yapiyor ve O'nu uyutmaya çalisiyorduk.
Ben, bir
is seyahati sebebiyle bir müddet ziyaretine gidemedim. Dönüsümde
annesi telefon ederek:
--"Serap, bir
haftadir morfin yaptirmiyor." Dedi. "Sabahlara kadar
inliyor ve çok istirap çekiyor. Hemen eve gittim ve igne yaptirmamasinin
sebebini sordum. Aldigim cevabi hala unutamiyor ve hatirladikça
ürperiyorum. "Ya morfinin tesiriyle ölüme uykuda yakalanir ve son nefeste
"Muhammed" diyemezsem?. Iste Serap, böyle bir hanimdi. Bu arada benden
istihareye yatmami ve eger bir kaç gün daha ömrü varsa , son günü uyanik
kalacak sekilde morfin yaptirilmasini rica etti. Ben hiç adetim olmadigi
halde
cuma gününe rastlayan o gece istihareye yattim ve Serap'in acizligi
hürmetine sandigim sali gününe kadar yasayacagina dair isaret sezdim.
Ertesi gün O'na:
--"Hiç korkma!"
dedim. "Igneyi vurdurabilirsin. Ve Serap
bir veda niteligi tasiyan bu görüsmemizde son sorusunu da sordu:
--"Doktorbey...Azrail bana nasil
görünecek?"
--"Kizim," dedim. "O bir melek degil mi? Hiç merak
etme, sana
yakisikli bir prens gibi gelecektir.
" Sali günü Serap'in agirlastigi
haberini alinca hemen eve
gittim.Ancak vefatina yetisememistim. Ailesi tam manasiyla perisandi. Sadece
kendisine uzun müddet bakan dindar bir hanim akrabasi ayaktaydi ve beni
görünce yanima gelerek:
--"Doktor
bey, biliyor musunuz, bu evde biraz önce bir mucize
yasandi!" dedi ve devam etti:
--Serap, bir saat kadar önce oksijen
cihazini atti ve "yataktan
kalkmasi imkansiz" denmesine ragmen kalkarak abdest aldi, iki rekat namaz
kildi.Bütün ev halki hayretten donup kaldik. Ve kelime-i sehadet
getirerek vefat etmeden biraz önce de:
"Doktor bey'e söyleyin, dedi. Azrail,
O'nun söylediginden de güzelmis!...
bir kanser uzmani olarak maddeyi asan sayisiz olayla karsilastim ve
bunlari, o olaya
sahit olanlarla birlikte belgeleyerek özel bir arsiv yaptim.
Bunlardan 1976 yilinda yasanmis bir olayi size nakletmek istiyorum.
Kanser hastanesinde bashekimken Serap adinda genç bir hanim hastam
vardi.Bu hastam gögüs kanserine yakalanmis ve tedavi için yurt disina
gitmek istemesine ragmen, bazi formaliteler sebebiyle o imkani
bulamamisti. Serap'i özel bir ilgiyle bizzat ben tedavi altina aldim. Ve
kisa bir
süresonra da iyilestigini gördüm. Ancak Serap'in da bütün diger
kanserliler gibi ilk 5 yillik süreyi çok dikkatli geçirmesi gerekiyordu.
Bir is
kadini olan Serap, 4 yil kadar sonra 1 ihale için izmir'e gitmek istedi.
Kis aylarinda oldugumuz için uçakla gitmesi sartiyla kabul ettim. Maalesef
bilet bulamamis ve benden habersiz bindigi otobüsün kaza geçirmesi üzerine
6 saat kadar mahsur kalmis. Dönüsünden kisa 1 süre sonra kanser,
kemik ve akcigerine yayildi. Serap bacak kemiklerindeki metastaz nedeniyle
yürüyemez hale gelirken, hastaligin akcigerdeki tezahürü sebebiyle de devamli
olarak oksijen cihazi kullaniyor ve söyledigi her kelimeden sonra agzini o
cihaza yapistirarak nefes almak zorunda kaliyordu. Evine gittigim gün,
yine güçlükle konusarak:
--''Doktor bey,'' dedi. ''Ben
size...darginim.
--'' ''Niçin?" diye
sordum.
--"Siz...dindar bir
insanmissiniz. Niçin bana da, ALLAH 'i, ölümü, ahireti
anlatmiyorsunuz?"
Dini inançlarinin
çok zayif oldugunu bildigim için bu teklifi karsisinda oldukça sasirdim.
O'nu üzmemeye çalisarak:
--"Doktora
ulasmak kolaydir'' dedim. ''Parayi bastirdin mi
istedigine tedavi olursun. Ancak iman tedavisi için gönülden istek
duymalisin..." Konusmaya mecali olmadigindan "Ben o istegi duyuyorum"
manasinda basini salladi. Artik ümitsiz bir tibbi tedavinin yani sira,
ebedi hayatin ve saadetin reçetesi olan iman derslerimiz baslamis ve
dersler
"hizlandirilmali ögretime" dönmüstü.. Anlattigim iman hakikatlarini
bütün ruhuyla meczediyor ve arada bir soru soruyordu..Vefatina bir
hafta kala: --"Doktor bey,'' dedi. ''Ben ölürken ne söylemeliyim?"
--"Senin durumun çok özel" dedim.
''Kelime-i sehadet sana uzun
gelir. O ani farkedince ''Muhammed'' (s.a.v) sana yeter."
O, haliyle tebessüm ederek yine basini salladi. Çok istirabi
oldugu için Serap'a sürekli morfin yapiyor ve O'nu uyutmaya çalisiyorduk.
Ben, bir
is seyahati sebebiyle bir müddet ziyaretine gidemedim. Dönüsümde
annesi telefon ederek:
--"Serap, bir
haftadir morfin yaptirmiyor." Dedi. "Sabahlara kadar
inliyor ve çok istirap çekiyor. Hemen eve gittim ve igne yaptirmamasinin
sebebini sordum. Aldigim cevabi hala unutamiyor ve hatirladikça
ürperiyorum. "Ya morfinin tesiriyle ölüme uykuda yakalanir ve son nefeste
"Muhammed" diyemezsem?. Iste Serap, böyle bir hanimdi. Bu arada benden
istihareye yatmami ve eger bir kaç gün daha ömrü varsa , son günü uyanik
kalacak sekilde morfin yaptirilmasini rica etti. Ben hiç adetim olmadigi
halde
cuma gününe rastlayan o gece istihareye yattim ve Serap'in acizligi
hürmetine sandigim sali gününe kadar yasayacagina dair isaret sezdim.
Ertesi gün O'na:
--"Hiç korkma!"
dedim. "Igneyi vurdurabilirsin. Ve Serap
bir veda niteligi tasiyan bu görüsmemizde son sorusunu da sordu:
--"Doktorbey...Azrail bana nasil
görünecek?"
--"Kizim," dedim. "O bir melek degil mi? Hiç merak
etme, sana
yakisikli bir prens gibi gelecektir.
" Sali günü Serap'in agirlastigi
haberini alinca hemen eve
gittim.Ancak vefatina yetisememistim. Ailesi tam manasiyla perisandi. Sadece
kendisine uzun müddet bakan dindar bir hanim akrabasi ayaktaydi ve beni
görünce yanima gelerek:
--"Doktor
bey, biliyor musunuz, bu evde biraz önce bir mucize
yasandi!" dedi ve devam etti:
--Serap, bir saat kadar önce oksijen
cihazini atti ve "yataktan
kalkmasi imkansiz" denmesine ragmen kalkarak abdest aldi, iki rekat namaz
kildi.Bütün ev halki hayretten donup kaldik. Ve kelime-i sehadet
getirerek vefat etmeden biraz önce de:
"Doktor bey'e söyleyin, dedi. Azrail,
O'nun söylediginden de güzelmis!...