1. sayfa (Toplam 1 sayfa)

Baltacı Mehmed Paşa ve Katerina gerçeği

Gönderilme zamanı: 03.09.2004 - 7:20
gönderen abd
Değerli Arkadaşlar;
Rusya Devlet Başkanı Putin’in Türkiye’yi ziyareti sebebiyle bir kısım yayın organları Katherina ile Baltacı Mehmed Paşa hikâyelerini yine dillerine dolamaya ve kendi hayallerinde uydurdukları fantezileri tarihe mal etmeye başladılar.Yoğun talep üzerine, konuyla alakalı bazı bilgileri Prof. Dr. Ahmet Akgündüz şöyle açıklamıştır.
Konu şu: Baltacı Mehmed Paşa’nın Rus Çarının karısı Katerina ile gayr-i meşru hayat yaşayarak Osmanlı ordusunu sattığı ve böylece Prut Zaferi’nin Osmanlı Devleti’nin aleyhine geliştiği söylenmektedir. Bu olayın aslı nedir?
**********************************************************************
Prut zaferini en ince ayrıntılarıyla anlatan tarih kaynakları elimizdedir ve bunların en ayrıntılı olanı da Râşid’in sadece III. Ahmed devrine 4 cilt ayırdığı meşhur tarihidir. Bu kaynakların hiç birinde, Baltacı Mehmed Paşa’nın Rus Katerina ile gayr-i meşru bir ilişkide bulunduğu veya en azından Rus Çarı ve hanımının bu savaşın yapıldığı mekâna geldikleri yazılı değildir.
Olayın aslı şudur: Çorum’un Osmancık Kasabasından olan Mehmed Paşa, musikiye meyli ve sesinin güzelliği sebebiyle Pâkçe Müezzin lakabı ile anılmıştır. III. Ahmed’in padişah olmasıyla 1. İmrahor’luğa getirilen Mehmed Paşa, kendisini tezkiye eden Kalyakoz Ahmed Paşa’nın aleyhine çalışmış ve Şeyhülislâm Paşmakçı-zâde Ali Efendi’nin tavsiyesi ile 1704 yılında 1. def’a sadrazamlığa (Osmanlı Başbakanlığına) getirilmiştir. Sevmedikleri hakkında dili uzun olan ve yeterli tahsili olması hasebiyle konuşmasını da iyi beceren Mehmed Paşa, dilinin cezasını çekerek, 1706 yılında azl olunmuştur. 1710 Eylül’ünde tekrar sadrazamlık makamına gelen Baltacı, fazla becerikli bir kumandan olmamasına rağmen, Prut Zaferine imza basan komutan sıfatıyla, henüz İstanbul’a gelmeden itibar kazanmaya başlamıştır.
Bilindiği gibi 1710 yılında Ruslara karşı ilan edilen harpte, açlık ve düzensizlik sebebiyle Petro’nun savaş meydanına gelmeyerek uzaktan idare ettiği ordusu mağlubiyetle karşı karşıya gelmiştir. Rus ordusunun komutanı Şermetivef’di ve Deli Petro ile hanımı aslâ harp meydanına gelmemişti. Çar, mağlup olacağını anlayınca, Başbakan Baron Şafirov vasıtasıyla çok değerli mücevherlerini hediye gönderdi ve sulh andlaşması yapılmasını arzuladı. İsveç Kralı’nın ve Kırım Hanı Devlet Giray’ın farklı kanaatlerini dinlemeyen ve müşâvirlerinin tesiri altında kalan Baltacı Mehmed Paşa, çok cazip şartlarla sulh akdi yaptı ve muzaffer bir komutan olarak İstanbul’a gelmek üzere yola çıktı (Prut Muâhedenâmesi, Temmuz 1711).
Burada bilinmesi gereken gerçekler şunlardır:

1) İsveç Kralı XII. Carl ve Kırım Hanı Devlet Giray, Baltacı’nın sulh teklifini reddetmesini ve Rusların sıkıştığı böyle bir dönemde kolay şartlarla andlaşma yapılmamasını müdafaa ediyorlardı. Bunların görüşü haklıdır ve Baltacı’nın acele ettiği de doğrudur. Ruslar, sonradan sözlerinde durmamakla bu görüşü teyid etmişlerdir.

2) Baltacı Mehmed Paşa’nın zaten aleyhinde olan ve Padişahın çok sevdiği Şeyhülislâm Paşmakçı-zâde Ali Efendi, Damad Ali Paşa ve Darüssa’ade Ağası Süleyman Ağa, sert hareketlerinden ve patavatsız sözlerinden dolayı, Baltacı’nın aleyhindeki faaliyet ve planlarına hız verdiler. Paşa, henüz İstanbul’a gelmeden Rus Çarı’nın sözünde durmamasını da bahane ederek, hemen aleyhte bir plan hazırladılar. İlk planları, Baltacı’nın İsveç Kralı ve Kırım Hanı’nın sözlerine önem vermediğini, vermiş olsaydı Rus Çarını diri diri yakalama fırsatı elde edildiğini, Rus Çarı tarafından gönderilen paralar sebebiyle sulh yolunu tercih ettiğini ısrarla Padişah’a anlatmak oldu. Taraftarları da, tek kabahatin gece ile gelen altın arabaları olduğunu, yoksa Çarı yakalamamak için bir sebep bulunmadığını ilave ettiler. İşte bu noktada Hammer, Rus Çarı’nın karısı Katerina’nın sulh andlaşması uğruna bütün kıymetli mücevherlerini Osmanlı komuta heyetine gönderdiğini ve Şermetivef vasıtasıyla sulhu sağlaması için Vezir-i A’zama mektup ilettiğini ifade etmektedir. Bazı çağdaş tarihçiler de, Baltacı’nın asla rüşvet almadığını, belki müşâvirlerinden Ömer Efendi ve Osman Efendi’nin bu hediyeleri kabul ettiğini kaydetmektedirler.
Padişah da, böylesine bir zafere imza atan Sadrazamın bu ithamlarla azledilmesinin doğru olmayacağını ifade ederek, ilk etapta gelen ithamları reddetti. Ancak Baltacı aleyhtarları, Edirne’de vezir-i azamın kapıkulu maaşlarını vermeye başlaması üzerine yeniden harekete geçtiler. Bu sefer Padişah’a, Edirne’de ulûfe vermesinin ne manaya geldiğini dostlarına sorması icab ettiğini, yaptığı hataları affettirmek için Kapıkulu ile gizli anlaşmalar içinde olduğunu arz ettiler. Padişahın hakem kabul ettiği Şeyhülislâm da aleyhte beyan verince Baltacı Mehmed Paşa azledilerek (Kasım 1711) Midilli Adasında ikamete memur edildi.

3)
Dikkat edilirse, Baltacı’nın Katerina ile çadırda beraber olduğuna dair, muteber Osmanlı kaynaklarında ve hatta çağdaş tarihçilerin eserlerinde en küçük bir bilgi bulunmadığı gibi, kaynaklarda Çar ve hanımının asla harp yerine gelmediğini ve bu tür iddiaların tamamen yalan olduğunu ifade eden beyanlar yer almaktadır. Râşid meseleyi şu cümlelerle özetlemektedir:
“Rikâb-ı hümâyûn tarafında olanlar dahi sadrazam hakkında gizlice nice kâle gelmez nesneler yazdıklarından, Padişahın gadabını tahrik ettiler. Veziriazam meydana gelen büyük hizmetleri mukabelesinde çeşitli iltifat ve ikramlar beklerken, olmayan hıyânet suçlamasıyla karşı karşıya kalmış ve kıskançların hileleri ile nâ-meşkûr olmuştur”.
Netice olarak, Baltacı Mehmed Paşa’nın İsveç Kralı ile Kırım Hanı’nı dinlememesi, müşavirlerinin sözleriyle hareket etmesi, her şeyi ben bilirim havasına girmesi ve neticede bu fırsatı kaçırması, tarihçiler tarafından eksiklik olarak kabul edilmektedir. Aleyhinde kampanya başlatanlar ve bazı Batılı tarihçiler, Katerina’nın mücevher ve mektup gönderdiğini de kabul etmektedirler. Osmanlı tarihçileri, bunun da Dârüssa’ade Ağası ile yakınlarının ithamları olduğunu açıkça belirtmişlerdir. Ancak hiç bir tarihçi ve hatta Rus Vekâyi’nâmeleri bile, Katerina’nın harp meydanına geldiğini yazmamıştır ve bu sadece kuru bir iftiradan ibarettir[1].

Gönderilme zamanı: 03.09.2004 - 9:01
gönderen Caesarius
bu bilgileri bize aktardığın için sana çok ama çok teşekkür ederim abd kardeşim... bunu bilmek değil anlatabilmek mesele... umarım en azından sitemizin üyeleri bu yazıyı okuyarak bu hayallerle bezenmiş olayın aslını öğrenirler... bilgilerin kaynağı olan prof un yaşamını da inceleyebilirler eğer güvenmeyen olursa... inşallah faydalı olur...