1. sayfa (Toplam 1 sayfa)

Türkistan'dan Esegelenler

Gönderilme zamanı: 26.08.2004 - 6:51
gönderen abd
TÜRKİSTAN, adını Ahmet Yesevi'den aldı. Önce Hoca Ahmed idi. Tanınmış bir kişi olunca yetiştiği şehirle anıldı. Yassavi oldu. Türkiye'de "Yesevi" denildi. Sonra bütün Türklerin piri oldu. "Pir-i Türkistan" denildi. Şehrin adı da Şehr -i Pir-i Türkistan oldu. Sonunda da Türkistan...
Türkistan'da Timur'un altı yüzyıl önce yaptırdığı Türbe, Türkiye tarafından onarıldı. Çevresi Kazakistan tarafından düzeltildi. Giriş kapılarının birinde de Farabi'nin esgertgişi var. Yani hatıra getiricisi, yani heykeli! Esegelenler de, hatıra gelenler...
Farabi, Türkistan'a komşu şehirden... Şimdiki adı yine en eski adı, Otrar... Türk Kağanlığı döneminde Otrar... Aradlar "Farabi" demişler. Farabi de İslam Dünyası'nda ve sonra da bütün dünyada tanınınca, doğduğu büyüdüğü şehirle anıldı. Farabi yani Farablı, neden Farablı değil de Farabi? O bizim acıklımız. Türkçe'de şehirle ilişkiyi gösteren li, lı, lu, lü takısı var, ama atalar Fars'ınkini seçmiş. Dahası Türkçe'de cıl, cil, cul, cül takısı var, ama onun yerine de Farsın (”) takısı konulmuş. Alişir Nevai, Türkçe'nin Farsça'dan üstün olduğunu "Sözlüklerin Karşılaştırılması" adlı kitabında ispat etmiş, ama onu da Nevai diye tanıyoruz.

'SEL'LER, 'SAL'LAR
ŞİMDİLERDE ne yaptık? Fars'ın (^) takısı yerine anlam ayrımlarını veren lik, cil, lik diriltecek yerde Fransızca'nın sal, sel takılarına takıldık. Gülünç bir durum ortaya çıktı. Siyaset Arapça, sonuna Fransızca sal ekini takıyoruz. Siyasal Türkçe oluyor. Ne kolay değil mi? Ya parasal... Ya başka sal'lar... Salla gitsin. Nasılsa denetim yok. Hem kolay, hem de seni öztürkçeci sansınlar.
Kazak Türkçesi'nin Türkçeler içinde köklere en çok bağlı Türkçe olduğunu söylemek isterim.
Söz gelimi fikir yerine oy sözü kullanılıyor. Benim oy'umca... Oylanan insan, düşünen insan... Yani mütefekkir... Onun karşılığı var, oycul... Millet yerine Ulus'un ulu günü dediğinde Nevruz'dan söz ediliyor.
Kazak Türkçesi'nde kampusa "kalecik" denildiğini yazmıştım. Kale şehir, kalecik kampus... Koordinasyona, "uyumlaştırma" diyorlar. Uyumlaştırıcı, koordinatör yerine... Türkiye'de eşgüdüm üretilmiştir. İnsanlar güdülmez, uyumlaştırılır. Doğrusu, biz de uyumlaştırma demeliyiz.
Uçağa "samolet" diyorlardı. Rusça'dır. Türkiye'den duydukları uçak kelimesini sevdiler kullanıyorlar. Helikoptere, Rusça "vertolet" diyorlardı. Şimdi "dikuçak" diyorlar. Niçin bizde dikuçak demeyelim.
Önce dilimizi hiçbir Türkçe'de olmayan şu sal, sel saçmalığında kurtarmamız gerek... Hem Türkçe'nin dengelerini bozuyor, hem de öteki Türkçe'lerle aramıza sel'ler giriyor.
Sonra da Türkçeleri birbirine yaklaştırmayı amaç edinen yoğun çalışmalar yapmalıyız. Ortak anlaşma birinci öncelik olmalı... Türkçe kökene değer verilmeli. Söz baylığı için çabalamalıyız...

İKİ ATA
BÜTÜN bunları yapmalı ve yol göstericimiz olarak iki atamıza dikkatle bakmalıyız.
Biri dilimizi ve dinimizi ve din anlayışımızı borçlu olduğumuz Ahmet Yesevi... Öteki, insanlığa bilimi ve bilimlik düşünceyi öğreten Farabi'yi, yani Türkoğlu Uzluk oğlu Muhammed oğlu Muhammed'i...

NAMIK KEMAL ZEYBEK.