Savaşçılık Oynamak..
Gönderilme zamanı: 19.03.2003 - 13:56
Çocukluğumun en güzel oyunuydu savaşçılık. Ucundan kırmızı ışıklar saçan silahım, en iyi ölme takliti yapan arkadaşlarım... Her köşebaşı, her duvar dibi siperdi bizim için. Evlerimizin hemen kenarıydı cephelerimiz. Ağzımızdan çıkan silah sesleri ve ardından bilmeden ne demek olduğunu yalancıktan ölmeler. Uzun yıllar geçti çocukluğumun üzerinden ve yine savaşçılık oynuyoruz arkadaşlarımla ama bu sefer ki biraz farklı..
Ellerimizdeki silahlar gerçek, ucundan yine kırmızı ışıklar saçıyor lakin çıkardığı sesler oldukça ürkütücü. Süt kokan ağzımızdan çıkardığımız silah sesine hiç benzemiyor. Üstelik cephemizde evlerimizin kenarı değil, üzerindeki çiçeklerin hiçbir değerinin olmadığı toprak parçası.
Akşam olduğunda, toz toprak olmuş elimi yüzümü yıkayan annemin pamuk elleri, ''yemek hazır haydi sofraya'' diye bağıran cennet sesi yok. Dahası, sen yoksun, babam yok, ağabeyim yok... Kısacası bu seferki bir oyun değil gerçek bir savaş. Seni vurdumlar gerçek, ölümler gerçek, siperler gerçek, silahlar gerçek, acılar gerçek.
Gökyüzünde pervasızca uçuşan mermilerin ve havan toplarının uğultusu arasında, birbirimizin paslı yüzlerimize çarasizce bakarak kimin gideceğini, sıranın kimde olduğunu bilmeksizin vedalaşmak ne kadar kötü bilemezsin. Sonra acı bir patlama ve topraktan koparılan çiçeğin çığlığı, bağrı acıyan toprağın çığlığı... Artık anlıyorsun ölümlerin taklit olmadığını. Kolay değilmiş ''sen vuruldun arkadaşım oyundan çıktın''demek kadar künyesini dişlerinin arasına sıkıştırıp kefene sarmak ve çırpınan anaya ''oğlun vuruldu hayattan çıktı'' demek.
Yani benim canım yarenim, kötü bir oyunmuş bu savaş. Hergün bir çiçek kopuyor toprağın bağrından, hergün bir evlat kopuyor anaların kucağından, hergün bir sevgili kopuyor sevdalıların yüreğinden. Savaş iki sırtı keskin bıçak, beni de kesiyor seni de kesiyor, dokunan herkesi de.
Sakın geceleri gökyüzüne bakıp benim için bir yıldız tutma. Burada ki gökyüzünde yıldızların hiçbir değeri yok. Durmadan bir yıldız kayıyor gökyüzünün ücrasına. Biraz sonra sabah olacak ve ben döneceğim çocukluğumun en güzel, yetişkinliğimin en vahşi oyununa. Tek korkum, senin olduğun yerden vurulmak, yani yüreğimden..
ALINTIDIR
Ellerimizdeki silahlar gerçek, ucundan yine kırmızı ışıklar saçıyor lakin çıkardığı sesler oldukça ürkütücü. Süt kokan ağzımızdan çıkardığımız silah sesine hiç benzemiyor. Üstelik cephemizde evlerimizin kenarı değil, üzerindeki çiçeklerin hiçbir değerinin olmadığı toprak parçası.
Akşam olduğunda, toz toprak olmuş elimi yüzümü yıkayan annemin pamuk elleri, ''yemek hazır haydi sofraya'' diye bağıran cennet sesi yok. Dahası, sen yoksun, babam yok, ağabeyim yok... Kısacası bu seferki bir oyun değil gerçek bir savaş. Seni vurdumlar gerçek, ölümler gerçek, siperler gerçek, silahlar gerçek, acılar gerçek.
Gökyüzünde pervasızca uçuşan mermilerin ve havan toplarının uğultusu arasında, birbirimizin paslı yüzlerimize çarasizce bakarak kimin gideceğini, sıranın kimde olduğunu bilmeksizin vedalaşmak ne kadar kötü bilemezsin. Sonra acı bir patlama ve topraktan koparılan çiçeğin çığlığı, bağrı acıyan toprağın çığlığı... Artık anlıyorsun ölümlerin taklit olmadığını. Kolay değilmiş ''sen vuruldun arkadaşım oyundan çıktın''demek kadar künyesini dişlerinin arasına sıkıştırıp kefene sarmak ve çırpınan anaya ''oğlun vuruldu hayattan çıktı'' demek.
Yani benim canım yarenim, kötü bir oyunmuş bu savaş. Hergün bir çiçek kopuyor toprağın bağrından, hergün bir evlat kopuyor anaların kucağından, hergün bir sevgili kopuyor sevdalıların yüreğinden. Savaş iki sırtı keskin bıçak, beni de kesiyor seni de kesiyor, dokunan herkesi de.
Sakın geceleri gökyüzüne bakıp benim için bir yıldız tutma. Burada ki gökyüzünde yıldızların hiçbir değeri yok. Durmadan bir yıldız kayıyor gökyüzünün ücrasına. Biraz sonra sabah olacak ve ben döneceğim çocukluğumun en güzel, yetişkinliğimin en vahşi oyununa. Tek korkum, senin olduğun yerden vurulmak, yani yüreğimden..
ALINTIDIR