1. sayfa (Toplam 2 sayfa)
Bırakıp Gitme Beni Ben senin İçin Ölmeyi Göze Aldım
Gönderilme zamanı: 15.02.2003 - 19:14
gönderen CyBoard
Hayatta terk edilmek en kötü bir şeydir hele sen karşındakini ölümüne seversen o zaman hayat sana acı koyar bırakıp gidersen beni yağmurlar canını alsın
Gönderilme zamanı: 03.03.2003 - 20:56
gönderen .
yağmurların can alma özelliği yoktur. yıldırım dersen o başka... ama onda da karar mekanizmasını oluşturan, hava muhalefetinde rol alan faktörlerden biri değil. yani; bu yağmur, şimşek, bulut falan can alır ama biri istedi diye olmaz bu.
Gönderilme zamanı: 04.03.2003 - 20:55
gönderen CyBoard
gecelerin prensi o lafın gelişi bizde biliyok yağmurun can alma özeliği yok onu laf olsun diye yazdık
Gönderilme zamanı: 23.03.2003 - 15:47
gönderen Asil_Mizrak
sana katılıyorum hayalindeyim bu konuda
Gönderilme zamanı: 23.03.2003 - 16:13
gönderen HakanMirzabey
sevdiğin için ölümü değil, yaşamayı gözealabilmek önemli olan.. ölüm kolay şey.. ama yaşamak... işte bu zor..
Gönderilme zamanı: 26.03.2003 - 8:19
gönderen Fire_DraGoN
hakan mirzabeye katılıyorum. helal olsun
Sevginin Herkesten Şikâyeti Var
Gönderilme zamanı: 11.04.2003 - 13:26
gönderen lüminesans
Anahtar sözcük: Sevgi...
Artık bu sözcükten tiksiniyorum! Artık bütün albenisini yitirmiş, bayağılaşmış ve aşınmış bir sözcük: Sevgi...
Her yerde aynı bıktırıcı sözcük yineleniyor; her yerde hep o sevgi mağdurları, sevgi kırgınları, sevgi yorgunları ve o mağduriyetlerin, kırgınlıkların, yorgunlukların enkazından beslenen sevgi tüccarları, sevgi ihraççıları!
İşte sevgisiz hayatların sahtekâr sevgileri, her gün -sevgi adına- yeni bir mevziyi daha yağmalıyorlar... Sevgi adına ıslah ediyorlar! Sevgi adına ifşa ediyorlar, itiraf ediyorlar. “Öteki”lerin farklılıklarını da “toplum sevgisi” adına, “ahlâk” adına rötuşlayıp, toplumdaki inanç farklılıklarını da homojenleştiriyorlar.
Doğrusu, bu toplumun sevgiye dair fütûrsuz cesareti, benimse korkularım şimdi... Artık her rezilliğin üstünü sevgiden söz ederek örtüyorlar. Artık her kötülüğün ibresinde sevgiyi de vurgulayan bir yan var...
Yıllar önce izlediğim “14 Numara” adlı filmin finalinde, aktristin âşığını bıçaklayan psikomanyak, elindeki kanlı bıçakla genelev sokağında bağıra çağıra koşuyordu:
“Seviyoruz laaannn!”
Hâlâ bu toplumun patolojik sevgileri, bu ülkenin varoşlarından bulvarlarına bir olağan merasim gibi hep aynı uğultuyla yankılanıyor sanki:
“Seviyoruz laaannn!”
Anahtar sözcük: Sevgi...
Siyasal İslam, “Allah sevgisi” adına Sıvas’ta çakılan kibriti bile meşru sayabiliyor: “İslam’a göre yaşanamıyorsa, İslam’a göre ölür ya da öldürürsünüz(!)”
Bankalar müşterilerini, radyo DJ’leri dinleyicilerini, TV spiker ve prodüktörleri izleyicilerini (yüzlerini hiç görmeseler de) çok seviyorlar(!)
Derin devlet, vatandaş seviyor... Öyle sevgiler var ki, “ıslah” etmek için “infaz” edecek kadar (!) Bazı babalar evlatlarını, komutanlar eratlarını, üstler astlarını; özetle her erk kulunu seviyor: Evire çevire, döve söve...
Bir yerleri rastgele, içindeki “biz”leri ayırt etmeden bombalayanlar, bir “dava sevgisi” kararlılığını mazaret olarak iliştiriyorlar zalim eylemlerine...
Gazetelerde sık sık sevgi cinayetleri... Fail: “Aşkım için yaptım, sevgim için” deyince, maktul olmak adeta bir hak oluyor; katil masum oluyor(!)
“Eşkıya” adlı filmde, arkadaşını jandarmaya ihbar edip sevdiğini alan Berfo, “Ne yaptımsa aşkım için yaptım” deyince, izleyicinin kolu kanadı kırılıyor; “hain adam” imgesi, anestezik etkisi olan bu cümleyle birden altüst oluyor...
Cinayetle sonuçlanan bazı evliliklerde fail, “sevişerek evlenmiştik,” diye söze başlıyor. Adliye koridorlarında boşanma adayı çiftler, “Biz eskiden birbirimizi çok severdik,” diye söze başlayıp, sevgisizliğini savunuyorlar.
Taraftarlar, takım sevgileriyle silahlanıp yollara dökülüyorlar...
Anahtar sözcük: Sevgi...
Alkolü seviyorlar; cinnetleri malûm.
Otomobilleri seviyorlar; katliamları malûm.
Vatanı seviyorlar; infazları malûm.
Parayı seviyorlar; “Para için neleri yapıyorlar?” diye sorarak sürdürürsek, bu yazı hiç bitmez. Bu yüzden, “Para için neleri yapmıyorlar?” gibi yanıtsız kalacak bir soruyu yeğleyelim biz.
Doğayı seviyorlar; çevre yağmacılığı irkiltici boyutlarda. Dünyamızda iklim dengeleri değişiyor, buzullar eriyor, erozyon sürüyor, ozon tabakası mağdur... Ormanları seviyorlar; pikniklere gidiyor, yakıp dönüyorlar.
Çocukları seviyorlar; çalıştırıyor, satıyor, iğfal ediyor ya da sakatlıyorlar...
Hayvanları seviyorlar; gezegenimizde birçok hayvanın nesli tükenmek üzere. İnsanlığın gereksinimleri için her gün dünyada milyonlarca hayvan boğazlanıyor. Etini yiyemediklerinin sütünü içiyor, sütünü içemediklerinin yumurtasını yiyor, hiçbir işlerine yaramayanların ise ya derilerini yüzüyor ya da kafeslere kapatıyorlar. Karada, denizde, havada ne bulurlarsa hınçla avlıyorlar.
Bazı hayvanları da ehlileştirerek onları doğalarına yabancılaştırılıyorlar; artık papağanlar uçmaz, köpekler havlamaz, kanaryalar ötmez oluyorlar. İnsanın insanlıktan çıktığı yetmezmiş gibi, hayvanları da hayvanlıktan çıkarmayı bir maharet sayıyorlar.
Anahtar sözcük: Sevgi...
Sevgi, artık bir istila mazereti...
Ne çok sevgisiz sevgi; artık sevgisiz sevgi... İncil’den bir cümleyle, “Bizim sevgimiz ve bütün insanlığın sevgileri...” Her şeye panzehir sevgiler, kurutulmuş sevgiler, satılık sevgiler... Adı çok telaffuz edilen, ama kendisi pek ortalarda görünmeyen sevgi: “Bizim sevgimiz ve bütün insanlığın sevgileri...”
Bu “büyük sevgi”lerin pervasız basıncı, geride yaralı kalpler, parçalanmış hayatlar, mağlup insanlar bırakarak ilerliyor; sarsarak, artarak, kırıp dökerek, yok ederek...
Seviyorlar! Amansız, acımasız seviyorlar! Sevdiler mi “Allahına kadar” seviyorlar, öldüresiye... Tekil, öznel, hakiki sevgilere aşina değiller; bu yüzden sevgilerini hep birlikte, adeta bir toplumsal histeriye dönüştürerek bağıra çağıra duyuruyorlar. Hırsla, hınçla ölüm kokan sevgilerini haykırıyorlar:
“............... mezar olacak!”
Bazen sevgilerine merhametsiz bedduâlar iliştiriyorlar:
“Seni sevmeyen ölsün!”
Yetmiyor, faşizanlaştırıyorlar:
“Ya sev ya terk et!”
Hazır, şablon sevgiler tüketiyor ve hep aidiyet öğeleri içeren sevgilerin özneleri oluyorlar. Ötekilere ise bu dayatma sevgileri reddetmek gibi bir şans tanımıyorlar.
Hâlâ bu toplumun sevgileri, bu ülkenin varoşlarından bulvarlarına bir olağan merasim gibi hep aynı uğultuyla yankılanıyor sanki:
“Seviyoruz laaannn!”
Anahtar sözcük: Sevgi...
Sevgi, istilanın meşruiyeti; dedim ya, artık bu sözcükten tiksiniyorum! Sarsarak geçiyor bu sevgi, yıkarak, artarak, boğarak! Günbegün meşrulaşan bir “sevgi” bu. Öyle hoyrat, öyle örseleyici...
Ölüleri de seviyorlar; körler öldüklerinde “badem gözlü” oluyorlar... Ölülerin ardından mevlüt okutuyor, helva dağıtıyorlar...
Kadınları seviyorlar. Başlıkla ya da fuhuşla onları bir biçimde satıyorlar. Kadın etinden bir sektör yaratıyorlar. Bazı “manken” orospuların bir geceliğine binlerce dolar ödüyorlar; fakat sevgi, sevgi onların dünyasında beş para etmiyor. Kimi “delikanlı”lar fuhuş sektöründe “pezevenk”, kimi patron, kimi iğfal fedaisi, kimi kadınlar da “sermaye” oluyorlar.
Bir “cinsel obje”ye indirgenen kadın imgesi, dudaklarıyla, göğüsleriyle, kalçalarıyla reklam, tekstil, hatta otomotiv sektörünün ve medyanın yegâne materyali artık... Kadın eti, cinsel açlıkların da kullanılmasıyla sistemin teminatlarından biri oluyor giderek...
Her kentte, mahallede, sokakta aşkı, zarafeti, mutluluğu hiç tatmamış nice kadın, “godu mu oturtan” adamlar tarafından sevgisizliğin kalplerini kemiren kıskacında intihar boğuntularına terk ediliyorlar... Analar, yüzlerinde bir çağın matemiyle kayıp evlatlarını soruyorlar.
Hepimizi bir ana doğurdu ve hepimiz mutlaka bir kadını çok sevdik; ama kadınlar, büyük aşklarında da, yaşam ve ekmek kavgalarında da, o çaresiz ve anaç acılarında da -büyük oranıyla- erkek zulmünün saçaklarından daha kurtulamıyorlar.
Çünkü her kötülüğün ibresinde sevgiyi de vurgulayan bir yan var...
Anahtar sözcük: Tiksinti!
Şimdi bir temmuz akşamı, dışarıda güneşin bir güne daha vedasıyla üzerimize kapısı kilitlenen bir cezaevi koğuşunda ter içinde on kişiyiz. Koğuşumuzun kapısının mazgalından, dar pencerelerin demir parmaklıklarından sanki gaipten sesler yankılanıp kulaklarımda uğulduyor; sanki varoşlarından bulvarlarına bütün kentleriyle, kasabalarıyla bir ülke topyekûn üzerime eğilmiş ve bir hapishane koğuşunda bağırıyor:
“Seviyoruz laaannn!”
O an, bir gün yine dışarıda, serviler arasında rüzgârların hafifçe avurtlarımı okşayacağı yıldızı bir yaz gecesi düşüm birden heba oluyor! O an kalbimin sokaklarında kuşlar ölüyor...
Anahtar sözcük “tiksinti” olunca, yüzümü de tiksintiyle buruşturuyorum. Sonra sol cebimdeki kâğıt mendili çıkarıp alnımdaki ter tanelerini boğuntuyla silerek mırıldanıyorum:
“Ben sevmiyorum! Sevmiyorum laaann! Siz de beni sevmeyin! Siz, benim sevdiklerimi sevmeyin! Çünkü imha ediyorsunuz!”
Sonra kalemimi yeniden elime alıp sımsıkı kavrayarak, kırarcasına, bağırırcasına yazıyorum:
“Kaçalıım sevgili! Bu karanlıkta bir şeyimiz yook bizim...”
YILMAZ ODABASI
BANA AIT YASAM LUGATINDAN SEVGIYI CIKARIYORUM______
Gönderilme zamanı: 23.05.2004 - 16:46
gönderen Prince of Night
birisini ölümüne sevme fikri ilk olarak hangi aşık tarafından ortaya atıldı acaba, bunu bilmek isterdim. sanırım çok eskilerde olmuştur. mesela 4 bin 5 bin yıl diyelim. evet 5 bin yıl önce hayat zordu, ölüm çok daha kolaydı ve heryerdeydi.mesela vahşi bir hayvan tarafından öldürülme riskiniz bugun pek fazla değil yada bir manyak tarafından keyfi olarak, kılıcın keskinliğini anlamak için öldürülme riskinizde az. belkide o zamanlarda ölmek, insanı fazla korkutmuyordu.
o yıllarda insan nüfusuda az olduğu için sevebileceğin pek alternatif insanda kalmıyordu heralde. haliyle hazır birini bulmuşken "ölümüne seviyorum lan seni" diye narayı basıyordu insanlar

basar tabi, nasıl olsa her an niyazi olma olasılığı çok yuksek. ortalıkta sevecek pek fazla kızda yok, yiğitlik yap gitsin anasını satayım. yiğitlik paraylamı ? ama bugun öylemi ? bir sürü insan var, dunya nüfusu 6 milyar. başka birini bulma hatta daha iyi birini bulma olsasılığın çok yuksek. dunyada sevebileceğin tek insanın o olduğu düşünceside ütopyanın cılkı çıkmış halidir...
. yazdı:yağmurların can alma özelliği yoktur. yıldırım dersen o başka... ama onda da karar mekanizmasını oluşturan, hava muhalefetinde rol alan faktörlerden biri değil. yani; bu yağmur, şimşek, bulut falan can alır ama biri istedi diye olmaz bu.
bu nokta ben oluyorum. eskiden nede guzel yazmışım. yine aynı düşüncedeyim.
ben böyle insanları görünce gülüyorum, kim uğruna ölünecek kadar vazgeçilmezdir bu dunyada ? aslolan vefadır. birisinin uğruna ölebilirsiniz ama bu onur için olmalıdır. ve uğruna öldüğünüz insan kim olursa olsun, vefa için ölebilirsiniz. "sevdiğimin uğruna ölürüm abi" demek sadece salaklıktır. Niyazi olmaktan öteye geçmezsiniz. siz öldüğünüzde o sevdiğiniz başkasının kollarında olacaktır. buyrun ölün, yada bekleyin yağmurlar onun canını alsın. bizede gülecek malzeme çıkar.
Lüminesansın dediği gibi " sevgi kelimesini lügatımdan çıkardım..
Gönderilme zamanı: 18.07.2004 - 12:34
gönderen barbaros
Adam sevmiş ve terkedilmiş.. bunun duygusal çöküntüsünü yaşıyo hepsi bu...teorik meteoroloji bilgilerinin bununla ne ilgisi var bea.. İnsan gerçekten sevmeden o acıyı içinde hissetmeden böle bi olayı yorumalayabilme statüsüne sahip olamaz... Seven insanla dalga geçmeyin.. O insanlar ki sizden daha cesur, sizden çok daha hassastır..
Gönderilme zamanı: 21.07.2004 - 21:51
gönderen Shekerci
Aşk kör bir kuyu, sordukça kanayan soru... kimse sevmeden sevilmeden sevgi için ölmeyi, sevgi için ölmeyi göze alanı anlayamaz araya iki laf sıkıştırıp laf bolluğu yapmakta adet olsa gerek yok yağmur yağmaz şimşek çakmaz... ikiside can almaz doğru almaz canı Allah alır.. ama sevigiyede Allah alır çünki o vermiştir. o kişi bu yüzden ölecekse buda onun kaderidir... bu yazgı onun kim silebilir, kim değiştirebilir, biraz anlayın biraz dinleyin... Allah kullarına en ameller vermiş alınlarına ne yazmış... ecelle mi öleceksin, intihar mı edeceksin........

Gönderilme zamanı: 23.07.2004 - 12:23
gönderen Caesarius
barbaros yazdı:Adam sevmiş ve terkedilmiş.. bunun duygusal çöküntüsünü yaşıyo hepsi bu...teorik meteoroloji bilgilerinin bununla ne ilgisi var bea.. İnsan gerçekten sevmeden o acıyı içinde hissetmeden böle bi olayı yorumalayabilme statüsüne sahip olamaz... Seven insanla dalga geçmeyin.. O insanlar ki sizden daha cesur, sizden çok daha hassastır..
şu laflara bak ayet gibi yazmış... ey barbaros...!!! de ki onlar aslında ölmezler... ölen hayvandır... de ki aşıklar asla ölmez...
Gönderilme zamanı: 23.07.2004 - 17:46
gönderen MithrandiR
Sevgiyi ne hale getirdiklerini biliyoeuz. Tek söylenebilecek şey şu... Sevgiyi içinizdeki çocukta arayın. Size kirlenmemiş bişeyler gösterebilecek tek şey odur.
Gönderilme zamanı: 08.06.2005 - 14:29
gönderen KeLLesiZ`GEBERiK`KIZ
ben bu yazidan birsey anlamdim hem olesiye seviyor hemde bedduva ediyor
karsi tarafin sana olan sevgisi bitti seni birakiyor diye olmesimi lazim yani
cok sevdigin birisinin olmesini istiyorsan demekki gercek sevgi yasanilmamis derim ben
Gönderilme zamanı: 16.06.2005 - 23:38
gönderen Silinmiş kullanıcı
SİLİNDİ
ASKLAR O ESKİ ASKLARMIDIR
Gönderilme zamanı: 17.06.2005 - 8:19
gönderen Minerva
NERDE O ESKİ SEVDALAR, SİMDİ ASKLAR O İÇİ BOS Kİ ÖLÜMÜ AGZA ALMAK BİLE AYIP.