Ben şunu sormak istiyorum; bir kimseyi kanunlarla koruma altına alıp sevdirmek mi kolaydır, yoksa onun yaptıklarını anlatıp insanlara onun bizim için iyi şeyler yaptığını mı anlatmak kolaydır.
Bir de hepimiz millet olarak rusya da, ırak ta ve dünyanın başka yerlerinde
heykeller kırıldıgında seviniyoruz... Peki bizimki ler nolacak, Atatürk'çülük değerli yazar Asım Aslan'ın dediği gibi senede birkaç defa onun heykelinin önünde izindeyiz atam mı demektir, Yoksa bu ünkeyi Atatürk'ün de istediği gibi bir ülke yapmak için çalışmak mı demektir.
Peki bunlar neden bizde olmuyor, Çünkü Atatürk'ten beri şimdiye kadar gelenlerin hepsi ülkeyi soyup sogana çevirmekle meşguldu. bizde iş yapan hükümetleri pek sevmezler, hemen iktidardan indirmek için ugraşırlar, bir insanın çalıp çırpmasını başına polis koyarak önleyemezsiniz, ancak insanları vicdanlı olmasını sağlayarak bunun önüne geçebilirsiniz, bunu ögretecek olanda okullar değil anne ve babalardır.
Zor günlerde gösterdiğimiz ulusal dayanışma, milli birlik ve bereberlik, sorunlara sagduyu ile çözüm bulma, konukseverlik gibi övgüye deger bazı özelliklerimizyanında eleştirilecek yönlerimiz, daha doğrusu toplumsal bazı hastalıklarımız da bulunmaktadır.
Türk toplumu, Türk insanı, genellikle aklıyla , mantığıyla degil, duygularıyla hereket eder. Bunun en somut örnegi spor karşılaşmalarında görüyoruz. Misal, bir takım başka bir takımı yenerse o futbolcuları kahraman, yenilirse futbolcuları vatan haini ilan ederiz.
Gerçekleri yazanları baskı uyğulamak, doğruyu söyleyenleri dokuzuncu köyden kovmak ( daha da üstelerse faili meçhulle ortadan kaldırmak, Örnekler tarihimizde çoktur, nice gazeteci ve yazar öldürülmüştür ( hatırladıgım kadarıyla en son Ugur Mumcu idi ) ) bir başka hastalığımızdır. hırsızlıklara, yolsuzluklara karşı çıkan, halkın, devletin çıkarlarını savunan, gerçekleri yazan ve söyleyenleri hiç sevmeyiz. gerçekleri yazanlara, söyleyenlere siyasal,ekonomik ve psikolojik baskı uygular, onları bir kaşık suda boğmaya çalışırız. Amaç, gözü kör, kulağı sagır, vicdanı kör,korkak, pısırık, uyuşuk bir toplum oluşturmaktır.Sömürücülerle işbirlikçilerin de istedikleri budur zaten.Fabrikasyon insan yetiştirmek de bir başka hastalığımızdır. Çok sesli bir toplum istemeyiz, okumayan, yazmayan, sormayan, düşünmeyen, kişiliksiz, her şeye evet diyen, koyun kılıklı insanlar.
Her fırsatta çalışmaktan, alınteriyle kazanmaktan, namuslu, dürüst, onurlu olmaktan söz ederiz. Çocuklara dürüst olmalarını öneririz, bol bol yemin etttiririz.Fakat toplumumuzda en saygın, en sevilen kişiler emeğiyle geçinen namuslu, dürüst , onurlu, çalışkan kişiler değil; rüşvetçiler, hırsızlar, kaçaklar, dolandırıcılar, halkı ve devleti soyanlar, sömürenledir. ( en son olarak aklıma gelenler; demirelin yegeni, cem uzan,zaman zaman devletimize başbakanlık yapan kişiler, süt ve balık kurumun taşınır ve taşınmaz mal varlıklarını bir kenara bırakın sadece toprağı bile onların peşkeş çekmeye çalıştıkları fiyatın kat kat kat üstündeydi ve bunun gibi daha niceleri var. )
Günümüz Türkiye'sinde namuslulara aptal, enayi, deli, manyak gözüyle bakılır oldu.
İşin kötü yanı bu namussuzlar, soyguncular, vurguncular herkesten fazla Atatürk'çü gözüküyorlar.
her fırsatta Atatürk'çü olduğumuzu söyleyen, onu çok sevdiğimizi söyleyen biz, ne acıdır ki, Atatürk'ü korumak için kanun çıkarmak zorunda kaldık. Evet Atatürk'ü ve anısını yasa zoruyla, silah zoruyla, kelepçe ve hapishane zoruyla koruyoruz. Bugün pek çok kişi korkudan Atatürk'ü sever ve Atatürk'çü görünür. Bir insanı atasını sevmesi, ona saygı göstermesi için yasa çıkarmasına gerek var mı ? Mustafa kemal'e atamız diyoruz sonra Atamızı korumak için yasa çıkarıyoruz. İşte bu bizim Atatürk konusunda ki ikiyüzlülüğümüzü açıkça göstermekte ve belgelemektedir.
Yanlız bizim değil,çagdaş uygarlık düzeyine ulaşmış ülkelerinde kurtacıları, ulusal kahramanları var. O ülkelerin ulusal kahramanlarının anısını korumak için yasa çıkardıklarını hiç sanmıyorum.bu tür uygulama belki Hitler Almanyasa'sında, Mussolini İtalya'sında, Stalin Rusya'sında, Mao'nun Çin'inde belki. Ancak Çok partili demokrasi ile yönetilen ülkelerde böyle bir uyğulamanın olduğunu hiç sanmıyorum.
Kanımca önemli olan Atatürk'ü yasa olmadan sevdirebilmektir.Atatürk böyle bir yasa olmadan sevilirse, o zaman gerçekten Atatürk'çüyüz diyebiliriz.bu çok acı ama ne yazık ki bir gerçektir.
Atatürk'çülük; Atatürk ilkelerinden yola çıkarak çağdaş medeniyet seviyesine erişmeye yönelen, akıldan ve ilimden kuvvet alan, gerçekci ve sürekli bir hayat hamlesidir.
1 Ana ilkeler: a-Cumhuriyetçilik. b-Milliyetçilik. c-Halkçılık. d-Laiklik. e-Devletçilik. f-İnkilapcılık.
2 Bütünleyici ilkeler: a-Tam bağımsızlık. b- Milli egemenlik. c-Milli birlik ve Beraberlik. d-Barışçılık. e-Bilimcilik. f-Çagdaşcılık. g-İlericilik. h- Hürriyetçilik. ı-Gerçeklik. j- İnsan ve insan Sevgisi...
Atatürk'çülük bir ögreti degildir, gerçeği araştırma tavrıdır...
...konuşma kürsülerine Atatürk büstleri koymakla, kamyonlarla atatürk heykelleri dolaştırmakla Atatürk'çülük olmuyor.Bu tür davranışlar Atatürk'çülük değil Atatürk totemciliğidir.öyleyse bayraklara sarılıp, 'koşarım' lı, 'coşarım' lı şarkılarla da Atatürk'çülük olmaz Buna slogan Atatürk'çülüğü denirAtatürk ne totemdir,ne de slogan. Gerçek Atatürk'çülük O'nu totemlikten ve sloganlıktan kurtarmakla başlar. Her yönünün bilimsel irdelenmesi ve incelenmesi ile sürdürülür...
Atatürk'çülük ne demektir? Atatürk'çülük kısaca ulusal bağımsızlık ve ulusal onur demektir. Atatürk'çülük, özetle antiemperyalist bir Kurtuluş Savaşını başlatan ve sürdüren bir eylemdir.