Gerçekleri görmek için yarın çok geç olabilir!
Gönderilme zamanı: 25.08.2002 - 19:49
Merhabalar..
İlk önce uzlaşmacı bir tavır sergilediğinden ve bana kardeş diye hitap etmenden dolayı şükranlarımı sunarım. Vermek istediğim mesajı anlamış ve “yazında benimde vermeye çalıştığım yanıtları buldum” diyerek desteğini dile getirmişsin. Yani daha öncede söylediğim gibi insanlar arası uzlaşma konuşarak ortaya çıkar. Nihayetinde bizler insanız ve varlıkların en üstünü (insan) olduğuna göre fikirlerine ve düşüncelerine saygı duymak zorundayım. Bu benim hem insanlık vazifem hem de dinimin bana verdiği inanç gereğidir.
Farklı görüşler güzellik ve yenilik getirebilir fakat bunların ne derece doğru olduğu önemlidir. (zaten ben kutsal kitapların öyle gök yüzünden indiğine değil, o donemin kanun kitabi olarak görev gördüğüne inanıyorum. Buda bir görüş değil mi?) tabi ki buda bir görüş tabi ki saygı duyarım bu görüşüne fakat ne derece doğru olduğu önemli!
İnsan önce kendini tanımalı ve kendisini bir kitap gibi okumalıdır. Kendisini okuyamayan insan kainatın en ince sırlarını bilse de cahil kalır.
Çevresinin ve kainatın en ince ayrıntılarıyla ilgilenen insan acaba kendi ayrıntısı ve sırlarıyla ne kadar ilgilenmektedir?
Göklerin keşfi denizlerin derinlikleri için bir ömür harcayan insan, kendisini keşfetmede, kendisini tanımada ve kendi dünyasının derinliklerine inmede ne kadar çaba harcamaktadır?
Bir başka ifadeyle; önemli işler başarmak,, büyük hedeflere koşmak, bir çok keşif ve sırlara ulaşmak için çırpınan insan; kendisini ne kadar tanımakta, taşıdığı değerlerin, sırların ve emanetin ne kadar farkına varmaktadır?
İnsanın öncelikle kendisini tanıması, kendisini sorgulaması ve kendisiyle ilgili bilinmezlerin peşinde olması kadar doğal bir şey var mı? bu insan olmanın ilk şartıdır.
İnsanın mahiyeti, sırları, vazifesi, neci ve kim olduğu şeklindeki sorular düşünen beyinleri sürekli meşgul etmiştir. Ancak yalnızca kendi akıl ölçüleriyle bu sırları çözmek isteyen bir çok insanda yanlış ve isabetsiz tespitlerde bulunmuşlardır.
Bunların bazıları insanı “ekonomik bir varlık” ve “madde yığınından ibaret” zannetmişlerdir. Bazıları da “insan düşünen bir hayvan”
demişlerdir. Bazı bilim adamları insanı “tapılacak varlık” olarak vasıflandırırken, bazıları ise insanın “bir hiç olduğu” yorumunu yapmışlardır.
Bunlar arasında insanın “meçhul” olduğuna karar verenlerde yer almıştır.
Gördüğün gibi kaynağını sadece şahsi değerlendirmeden alan yorumlar ve tespitler; insanı gerçek anlamda ortaya koymakta çok yetersiz kalmıştır. Yetersiz kalmalarının en büyük nedeni ise, insanı bir veya birkaç boyutta ele almış olmalarıdır. Halbuki insan tam anlamı ile ifade edilebilmesi için, maddi ve manevi bütün yönleri ile ele alınıp değerlendirilmesi lazımdır.
Bu konuyu şöyle ele alıp değerlendirelim;
Fen bilimleri açısından insan canlıların en mükemmelidir. Hayret verici bir düzen, uyum ve planlama içindedir.
insan bir tek hücreden meydana gelmiştir. ZİGOT denilen gözle görülmeyen, ancak yüzlerce defa büyütülerek görülen bu hücre, kendinden binlerce ve trilyonlarca büyük bir konuma gelerek hayat içinde gerekli olan her türlü cihazla donatılıp dünyaya bir insan olarak gelmektedir.
insan çok zaman kıymetini takdir edemediği bir harika bir vücudu, eşsiz bir sanat eserini ve antika bir şah eser taşımaktadır. Öyle ki bir tek hücreyi bile yapmaktan aciz olan insan, akılları hayrette bırakan sayısız hücrelerin mükemmel işbirliği ve uyumu ile hayatını sürdürebilmektedir. Bu hücrenin yani ceninin zamanla insan vücuduna dönüşmesi, her hücrenin belirlenen hedefe ulaşması ve hiçbir hücrenin görevini aksatmadan yüz binlerce görevi bir anda yapması, insan aklını tam anlamıyla şaşırtmaktadır.
Hepsi aynı hücreden meydana gelen dokular, gittikleri yerlerde gören, duyan, tat alan, hisseden hücreler haline gelmekte mide, bağırsak ve karaciğerde modern bir laboratuar gibi çalışmaktadır. İnsanın iç ve dış organları; birbirini koruyan, kollayan, yardımcı olan harika bir alış veriş sistemi üzerine kurulmuşlardır. İnsan vücuduna baktığımızda hiçbir organın fazlalığı görülmediği gibi eksiğine de rastlanmaz. Öyle ki insan en seri en çabuk ve en verimli sonuç alacak bir planlamaya göre düzenlenmiştir. Dışarıdan alınan besinlerin yenilmesi, sindirilmesi ve artıkların dışarı atılması harika bir çalışmayla yürütülür ve sonuçlanır. Bu konuyu gözleyen bilim adamları şaşırmaktan kendilerini alamamışlardır.
Evet Nisan kardeş; bunlar muazzam bir varlık olan insanın (kendi iradesi dışında) vücudunda cereyan eden olaylardan sadece bir kaçı... Bilinen bir mantıktır; insan sahilde kumdan yapılmış bir kale görse mutlaka bunu yapan birinin olduğunu düşünür. Bu kalenin, dalgaların ve rüzgarların etkisiyle rastlantılar sonucu oluştuğunu ise ancak akli yetersizlik içinde olan biri savunabilir. Evrende var olan her şeyde de açıkça görülebilen bir tasarım vardır.
Üstelik bu tasarım sahildeki kumdan yapılmış kale ile karşılaştırılamayacak kadar mükemmel, üstün ve detaylıdır. O halde karşımıza çıkan gerçek apaçıktır: Evrenin üstün bir Yaratıcısı vardır. Bu Yaratıcı, Alemlerin Rabbi olan Allah’tır.
Bu durumda eğer ki senin söylediklerin doğruysa; benim kaybım en çerçeve (geniş) tabirle hayatın, yaşamın tadını alamamak olacaktır. Eğer benim söylediklerim doğruysa (ki daha önce söylediğim gibi doğruluğundan bir şüphemiz yoktur)(yukarıdaki gerçekleri bunun için yazdım)senin kaybın benimkiyle ölçülemeyecek kadar büyük olacaktır.
Amacım seni kelimeler ile de olsa, rencide edip kırmak gibi bir hadbilmezlik değil, sadece sana haddim olmayarak gerçekleri göstermek.
Gerçekleri görmek için yarın çok geç olabilir..
SAYGILARIMLA...
İlk önce uzlaşmacı bir tavır sergilediğinden ve bana kardeş diye hitap etmenden dolayı şükranlarımı sunarım. Vermek istediğim mesajı anlamış ve “yazında benimde vermeye çalıştığım yanıtları buldum” diyerek desteğini dile getirmişsin. Yani daha öncede söylediğim gibi insanlar arası uzlaşma konuşarak ortaya çıkar. Nihayetinde bizler insanız ve varlıkların en üstünü (insan) olduğuna göre fikirlerine ve düşüncelerine saygı duymak zorundayım. Bu benim hem insanlık vazifem hem de dinimin bana verdiği inanç gereğidir.
Farklı görüşler güzellik ve yenilik getirebilir fakat bunların ne derece doğru olduğu önemlidir. (zaten ben kutsal kitapların öyle gök yüzünden indiğine değil, o donemin kanun kitabi olarak görev gördüğüne inanıyorum. Buda bir görüş değil mi?) tabi ki buda bir görüş tabi ki saygı duyarım bu görüşüne fakat ne derece doğru olduğu önemli!
İnsan önce kendini tanımalı ve kendisini bir kitap gibi okumalıdır. Kendisini okuyamayan insan kainatın en ince sırlarını bilse de cahil kalır.
Çevresinin ve kainatın en ince ayrıntılarıyla ilgilenen insan acaba kendi ayrıntısı ve sırlarıyla ne kadar ilgilenmektedir?
Göklerin keşfi denizlerin derinlikleri için bir ömür harcayan insan, kendisini keşfetmede, kendisini tanımada ve kendi dünyasının derinliklerine inmede ne kadar çaba harcamaktadır?
Bir başka ifadeyle; önemli işler başarmak,, büyük hedeflere koşmak, bir çok keşif ve sırlara ulaşmak için çırpınan insan; kendisini ne kadar tanımakta, taşıdığı değerlerin, sırların ve emanetin ne kadar farkına varmaktadır?
İnsanın öncelikle kendisini tanıması, kendisini sorgulaması ve kendisiyle ilgili bilinmezlerin peşinde olması kadar doğal bir şey var mı? bu insan olmanın ilk şartıdır.
İnsanın mahiyeti, sırları, vazifesi, neci ve kim olduğu şeklindeki sorular düşünen beyinleri sürekli meşgul etmiştir. Ancak yalnızca kendi akıl ölçüleriyle bu sırları çözmek isteyen bir çok insanda yanlış ve isabetsiz tespitlerde bulunmuşlardır.
Bunların bazıları insanı “ekonomik bir varlık” ve “madde yığınından ibaret” zannetmişlerdir. Bazıları da “insan düşünen bir hayvan”
demişlerdir. Bazı bilim adamları insanı “tapılacak varlık” olarak vasıflandırırken, bazıları ise insanın “bir hiç olduğu” yorumunu yapmışlardır.
Bunlar arasında insanın “meçhul” olduğuna karar verenlerde yer almıştır.
Gördüğün gibi kaynağını sadece şahsi değerlendirmeden alan yorumlar ve tespitler; insanı gerçek anlamda ortaya koymakta çok yetersiz kalmıştır. Yetersiz kalmalarının en büyük nedeni ise, insanı bir veya birkaç boyutta ele almış olmalarıdır. Halbuki insan tam anlamı ile ifade edilebilmesi için, maddi ve manevi bütün yönleri ile ele alınıp değerlendirilmesi lazımdır.
Bu konuyu şöyle ele alıp değerlendirelim;
Fen bilimleri açısından insan canlıların en mükemmelidir. Hayret verici bir düzen, uyum ve planlama içindedir.
insan bir tek hücreden meydana gelmiştir. ZİGOT denilen gözle görülmeyen, ancak yüzlerce defa büyütülerek görülen bu hücre, kendinden binlerce ve trilyonlarca büyük bir konuma gelerek hayat içinde gerekli olan her türlü cihazla donatılıp dünyaya bir insan olarak gelmektedir.
insan çok zaman kıymetini takdir edemediği bir harika bir vücudu, eşsiz bir sanat eserini ve antika bir şah eser taşımaktadır. Öyle ki bir tek hücreyi bile yapmaktan aciz olan insan, akılları hayrette bırakan sayısız hücrelerin mükemmel işbirliği ve uyumu ile hayatını sürdürebilmektedir. Bu hücrenin yani ceninin zamanla insan vücuduna dönüşmesi, her hücrenin belirlenen hedefe ulaşması ve hiçbir hücrenin görevini aksatmadan yüz binlerce görevi bir anda yapması, insan aklını tam anlamıyla şaşırtmaktadır.
Hepsi aynı hücreden meydana gelen dokular, gittikleri yerlerde gören, duyan, tat alan, hisseden hücreler haline gelmekte mide, bağırsak ve karaciğerde modern bir laboratuar gibi çalışmaktadır. İnsanın iç ve dış organları; birbirini koruyan, kollayan, yardımcı olan harika bir alış veriş sistemi üzerine kurulmuşlardır. İnsan vücuduna baktığımızda hiçbir organın fazlalığı görülmediği gibi eksiğine de rastlanmaz. Öyle ki insan en seri en çabuk ve en verimli sonuç alacak bir planlamaya göre düzenlenmiştir. Dışarıdan alınan besinlerin yenilmesi, sindirilmesi ve artıkların dışarı atılması harika bir çalışmayla yürütülür ve sonuçlanır. Bu konuyu gözleyen bilim adamları şaşırmaktan kendilerini alamamışlardır.
Evet Nisan kardeş; bunlar muazzam bir varlık olan insanın (kendi iradesi dışında) vücudunda cereyan eden olaylardan sadece bir kaçı... Bilinen bir mantıktır; insan sahilde kumdan yapılmış bir kale görse mutlaka bunu yapan birinin olduğunu düşünür. Bu kalenin, dalgaların ve rüzgarların etkisiyle rastlantılar sonucu oluştuğunu ise ancak akli yetersizlik içinde olan biri savunabilir. Evrende var olan her şeyde de açıkça görülebilen bir tasarım vardır.
Üstelik bu tasarım sahildeki kumdan yapılmış kale ile karşılaştırılamayacak kadar mükemmel, üstün ve detaylıdır. O halde karşımıza çıkan gerçek apaçıktır: Evrenin üstün bir Yaratıcısı vardır. Bu Yaratıcı, Alemlerin Rabbi olan Allah’tır.
Bu durumda eğer ki senin söylediklerin doğruysa; benim kaybım en çerçeve (geniş) tabirle hayatın, yaşamın tadını alamamak olacaktır. Eğer benim söylediklerim doğruysa (ki daha önce söylediğim gibi doğruluğundan bir şüphemiz yoktur)(yukarıdaki gerçekleri bunun için yazdım)senin kaybın benimkiyle ölçülemeyecek kadar büyük olacaktır.
Amacım seni kelimeler ile de olsa, rencide edip kırmak gibi bir hadbilmezlik değil, sadece sana haddim olmayarak gerçekleri göstermek.
Gerçekleri görmek için yarın çok geç olabilir..
SAYGILARIMLA...