Ataturkle ilgili neler dusunuyorsunuz?

Sitede güncelliğini yitiren, kilitlenen veya başka nedenden dolayı taşınan bütün mesajlar burada.
TOSYAGULU
Yazar Adayı
Yazar Adayı
Mesajlar: 344
Kayıt: 13.12.2002 - 22:12
İletişim:

Ataturkle ilgili neler dusunuyorsunuz?

Mesaj gönderen TOSYAGULU »

Ben Ataturkcuyum, ben cumhuriyetciyim, ben bozkurtcuyum, ben sagciyim, ben solcuyum ve ben herseyim ... cunku ben milletimi vatanimi ben Turkiyeyi seviyorum tabii herkes Turkiyeyi seviyor vatani icin milleti icin canini verir ama siz Turkiyenin kurucusu Ataturk icin ne dusunuyorsunuz?

ben bu konuyu sectim cunku tanidigim bir cocuk Ataturku sevmiyor yada saygi duymuyor ama Turkiyeyi seviyor ve cocukla konustugumda anladim ki cocugun Ataturkun nasil birisi oldugunu yada Ataturkun Turkiye icin neler yaptigini bilmedigini farketdim, o yuzden ben bu konuya onem veriyor... yok hatali bir konu actiysam herkesden ozur dilerim

ama siz Ataturkle ilgili neler dusunuyorsunuz?
Ceren
Yazar Adayı
Yazar Adayı
Mesajlar: 280
Kayıt: 20.11.2002 - 21:06
Konum: Almanya
İletişim:

Mesaj gönderen Ceren »

Sevgili tosya gülü ben sana bu konuya degindigin icin cok tesekkür ediyorum.
Amacim asla herhangi bir münakasa degil arkadaslar!
Aramizda Atatürkü tanimayan, hakkinda az bilgiye sahibi olanlar olabilir,
bence tekrar bilgimizi tazeleyelim.

Maalesef gelecegin büyükleri Atatürk´ümüzü yetirince tanimiyor.
Onun yasadiklari, basardiklari ve Türkiye´yi
Türkiye [/b]yapan o yüce insan:

MUSTAFA KEMAL ATATÜRK VE HAYATI

Doğumu ve ilk gençliği:
1881 Selanik'in Ahmet subaşı mahallesi'nde doğdu. Babası Rüsumat İdaresi (Gümrük idaresi) memuru Ali Rıza Efendi'dir. Ali Rıza Efendi sonradan devlet memurluğundan ayrılacak ve kereste ticaretiyle uğraşacaktır. Çağına göre açık fikirli bir insandı. Annesi Zübeyde Hanım ise okumamış, dindar, tipik bir Türk ev kadınıydı. Küçük Mustafa gerilik-modernlik çelişkisini ilk bu yıllarda yaşadı. Annesi klasik eğitim veren mahalle mektebine yollarken daha sonraları babası bunu uygun görmeyecek ve modern eğitim veren Şemsi Efendi Okulu'na yazdıracaktı. Kısa bir süre sonra babasını kaybeden Mustafa, annesi ve kızkardeşi Makbule ile birlikte Langaza'daki bir çiftlikte kahyalık yapan dayısının yanına yerleşmek zorunda kaldı. Ancak bu durum öğrenimini aksattı ve mecburen Selanik'teki teyzesinin yanına döndü. Burada Mülkiye İdadisi'ne yazıldı ancak bir hocasının sert dav ranışı üzerine okulu bıraktı. İçten içe yanan askerlik ateşi nedeniyle 1893'te gizlice Selanik Askeri Rüştiyesi sınavına girdi ve kazandı. Annesi asker olmasına karşı çıktı ise de o artık hayatının rotasını çoktan çizmişti bile.

Bu okulda oldukça başarılı bir öğrenci olan Mustafa'ya matematik öğretmeni Kemal adını verdi. Daha sonra Manastır Askeri İdadisi'ne giren Mustafa Kemal'in ilgi alanları onun daha sonraki dünya görüşünü ve kişiliğini şekillendirecekti. (Edebiyat ve hitabete özel ilgisi vardı. Namık Kemal'in eserleri ve şiirleriyle tanıştı. Fransızca eğitimini geliştirecekti.) 1899'da İstanbul'a gelerek Mektebi Harbiye'nin (Kara Harp Okulu) piyade sınıfına yazıldı. Bu yıllarda siyasete ilgi duymaya başlayan Mustafa Kemal, Abdülhamit'in basıkıcı yönetimine tepki duymaya ve padişahlığı sorgulamaya başladı. Sürgündeki Jöntürklerin eserlerini gizlice okuyorlar hatta birde kendi imkanlarıyla el yazısıyla yeraltı gazetesi çıkartıyorlardı. Mustafa Kemal'de çoğu yazının gizli yazarıydı. Radikal duygularla daha o yıllarda tanıştı. 1902'de bu okulu 8. olarak bitirdi ve kurmay sınıfına geçti.

Ordu yılları ve İttihatçı çizgi

1905 ocak ayında askeri eğitimini tamamlayan Mustafa Kemal artık genç bir kurmay yüzbaşıydı. Tam yeni görevine atanmayı beklerken bir ihbar neticesi üç arkadaşıyla birlikte tutuklandı. Soruşturma üç ay sürdü ve hakkında herhangi bir işlem yapılmadı. Rumeli'yi tayin beklerken Şam'daki 5. Ordu'ya bağlı 30. Süvari Alayı'na gönderildi. Radikal fikirlerini burada daha da geliştiren Mustafa Kemal artık ne yapmak istediğinden iyice emindi. Bu amaçla 1906'da Şam'da tanıştığı Mustafa (Cantekin) ile birlikte "Vatan ve Hürriyet" isimli gizli bir cemiyet kurdu. Örgüt ilk başlarda Kanunui Esasi'nin yeniden yürürlüğe konulmasını ve meşruti yönetim gerekliliğini savunuyordu. Sonradan İttihat Terakki Partisi'nin Şam şubesine dönüşecekti.

Mustafa Kemal yerinde duramıyordu. Bu amaçla cemiyetin Makedonya kolunu örgütlemek amacıyla uydurma bir izin belgesiyle gizlice Selanik'e gitti. Fakat bu çalışması fazla verimli olmadı. Suriye'ye geri dönmek zorunda kaldı. Fakat kısa bir süre sonra beklediği şey oldu ve 1907'nin Eylül ayında kolağalığı (Önyüzbaşılık) atandı ve Selanik'teki 3.ordu müfettişliği kurmayına tayini çıktı.Bu yıllarında İttihat Terakki ile olan ilişkilerini daha da geliştirmek istediyse de, bu kendi fikirlerine güvenen, hayli "başınabuyruk" ve ihtiraslı subayı bilinçli olarak uzak tuttular. İttihat Terakki'nin işlerine, özellikle de etkili konuma gelmesine izin vermediler. Aynı süre içinde orduda kıpırdanmalar sürüyordu. Bunun üzerine 2. Abdülhamit 23 Temmuz 1908'de İkinci Meşrutiyet'i ilan etmek zorunda kaldı.

Aynı dönemde Mustafa Kemal İttihat Terakki Merkezi arasında ayrılıklar çıkmıştı. Özellikle de mustafa Kemal ile Enver (Paşa) arasındaki çelişki iyice keskinleşmişti. Bu çatışma sonraki yıllarda da sürecekti. 1909'da İstanbul'da başlayan gerici "31 Mart Vakası" nı bastırmak üzere önceleri Mustafa Kemal görevlendirildi ise de, sonra Enver işin başına geçecekti.
Aynı yıl İttihat Terakki Cemiyeti'nin 2. Kongresi'ne Trablusgarp delegesi olarak katılan Mustafa Kemal bu kongrede cemiyetin gerçek anlamda siyasi partiye dönüştürülmesini ve askerlikle siyasetin birbirinden ayrılmasını önerdi. Önergesi reddedildi ve ve Mustafa Kemal'de cemiyetten yavaş yavaş uzaklaştı.

Cephe komutanı Mustafa Kemal

Mustafa Kemal askeri açıdan ilk savaşını 1911'de Trablusgarp'da yaşadı. Savaş İtalyanların saldırısı üzerine başlamıştı.Mustafa Kemal Tobruk ve Derne'deki çatışmaları fiilen yönetti. Kasım 1911'de binbaşılığa yükseldi ve Balkan Savaşı'nın başlaması üzerine 1912'de Bolayır kolordusu harekat şubesi yöneticiliğine atandı. Edirne'nin geri alınması harekatına bizzat katıldı. 1913'te de Sofya ateşe militeri olarak Sofya'ya gitti.

Sofya yılları ve 1. Dünya Savaşı

Sofya görevi Mustafa Kemal'in düşüncelerinin daha da netleşmesini beraberinde getirdi. Avrupa'yı daha yakından tanıyor, doğulu toplumlarla batılı toplumlar arasındaki farkları gözlüyor ve bundan kendine sonuçlar çıkartıyordu.1914'te ise yarbay olmuştu. Mustafa Kemal Sofya'dan İstanbul'a raporlar gönderniyor ve özellikle de Almanlarla ittifaka karşı çıkıyordu. Çok geçmeden Kasım 1914'te Osmanlı devleti fiilen savaşa girdi. Bunun üzerine Mustafa Kemal cephe görevi isteyerek şubat 1915'te Tekirdağ 19. Tümen komutanlığına atandı.

Bu tümen aslında Çanakkale Boğazı'nı korumak üzere kurulmuştu. 25 Nisan 1915'te İtilaf Devletleri deniz yoluyla başarılı olamayınca bu sefer Arıburnu ve Seddülbahir'e çıkartma yaptılar. Gelibolu yarımadası tehdit altındaydı. Bunun üzeri Mustafa Kemal yukarıdan emir beklemeden elindeki kuvvetleri harekete geçirdi ve düşmanı püskürttü. Başarılı savunmasından dolayı Haziran 1915'te albaylığa yükseldi. Anafartalar grubu komutanlığına da atanan Mustafa Kemal 9 Ağustos'ta Büyük Anafartalar ve Küçük Anafartalar yönünde ilerleyen düşman kuvvetlerinin temizleneceğini düşünüyordu. Planını genelkurmaya bildirdi ancak reddedildi. Bunun üzerine komutanlıktan istifa ederek, İstanbul'a döndü.

Doğu Cephesi

Hemen ardından Ruslarla savaşın sürdüğü Doğu Cephesi'ne tayin edildi. Artık Mirliva'ydı.(Tuğgeneral)1916 sonlarında önce vekaleten, sonra da asaleten 2. Ordu Komutanı oldu. Rusya'da Çar'ın 1917'de devrilmesi
Durumu rahatlattı. Hemen ardından Yıldırım Orduları Grubu'na bağlı 7. Kolordu komutanı oldu. (Bu kuvvetlere Alman general Falkenhayn komuta ediyordu.) Mustafa Kemal bu Alman generali eleştiren bir raporu Talat, Enver ve Cemal paşalara gönderdi. Ancak paşalar ona hak vermediler ve o da İstanbul'a geri döndü.

Mondros Süreci

Kasım 1913'te genel karagah emrine alınan Mustafa Kemal, geri planda görevlere verildi. Veliaht 4. Mehmet'in (Vahideddin) Almanya gezisine katıldı. Daha sonra tedavi amacıyla Çek sınırlarındaki Karlsbad'a gitti. 4. Mehmed'in padişah olduğu Ağustos 1918'de yeniden Filistin'dekti 7. Ordu komutanlığı'na atandı. 19 Ağusta İngiliz saldırısı karşısında cephne çöktü. Mustafa Kemal elinde kalan birliklerle Şeria ırmağı'nın doğusuna geçerek Halep'in kuzeyinde bir savunma hattı kurdu. 8. Ordu bütünüyle 4. Ordu ise kısmen yokolmuştu. Bütün gücünü yitiren Osmanlı Devleti 30 Ekim 1918'de masaya oturdu ve Mondros Mütarekesi'ni imzaladı. Liman Von Sanders'in görevinden ayrılması üzerine Mustafa Kemal Yıldırım Orduları Grup komutanlığına atandı. Ancak bir hafta sonra bu ordu dağıtıldı.

Samsun'a çıkış

Mustafa Kemal, nezaret emrine alınmıştı. 16 Mayıs 1919'a kadar İstanbul'da Şişli'deki evde kaldı. (Şu an müzedir.) Mustafa Kemal'in içi içine sığmıyor, ülkenin gidişatından derin kaygılar duyuyordu. Kurtuluş Savaşı'nın çekirdek kadrosunu oluşturacak arakadaşları Kazım Karabekir, İsmet İnönü, Ali fuat Cebesoy, Refet Bele, Fethi Okyar ve Rauf Orbay gibi isimlerle toplantılar düzenliyor ve bir çıkış yolu arıyordu. Bu arada Anadolu'da direniş filizleniyor, müdafaai Hukuk cemiyetleri birbiri ardına kuruluyordu. Artık yapacak bir şey kalmamıştı. Anadolu'ya geçmeliydi. Bunun için fırsatı 30 Nisan 1919'da yakaladı. 9. Ordu müfettişliğine atandı. Verilen görev çatışmaları bastırmak, çeteleri dağıtmak ve Osmanlı ordusunu terhis etmekti. 16 Mayıs'ta Bandırma Vapuru ile oyla çıktı. 19 Mayıs'ta Samsun'daydı. Artık kafasındaki planları hayata geçirebilirdi.

O zaten çoktan kararını vermişti. Nitekim 28 Mayıs'ta Havza'da yayınladığı genelge ile işgale karşı ülkenin her yanıda direniş öneriyordu. Bu genelge üzerine İstanbul hükümeti 8 Haziran'da Mustafa Kemal'i geri çağırdı. Mustafa Kemal çağrıya uymadı, tersine arkadaşlarıyla buluşup, yurt çapında bir organizasyonun temellerini atmaya başladı. 21 Haziran'da yayımladığı Amasya Tamimi ile "Bağımsızlığın tehlikede olduğunu ve acele ulusal bir kongre kurulmasını" istedi. İstanbul hükümeti bir daha geri çağırdı ve bunun üzerine 8 Temmuz'da askerlikten istifa ettti. Ok yaydan çıkmıştı!

Erzurum ve Sivas Kongreleri

İlk kongre 23 Temmuz 1919'da Erzurum'da Mustafa Kemal'in inisiyatifiyle toplandı. Kongrede "Vatanın bütünlüğü, ulusal bağımsızlık, direnişi güçlendirme" temaları işlendi. Aynı zamanda Mustafa Kemal Heyeti Temsiliye başkanlığına seçildi.

Onu Sivas Kongresi (4 Eylül 1919) izledi. Başkan Mustafa Kemal'di.Bütün yerel direniş örgütlerinin "Anadolu ve Rumeli Müdafaai Hukuk Cemiyeti" adı altında birleştirilmesine karar verildi. Heyeti Temsiliye seçimi ve başkan seçimi yapıldı. Başkan tabii ki Mustafa Kemal oldu. (Tehlikeyi sezen İstanbul hükümeti, Elazığ Valisi Ali Galip'i Mustafa Kemal'i tutuklamakla görevlendirdi. Ancak başarılı olamadı.) Bu çaba sonucu Damat Ferit hükümeti düştü yerine Ali Rıza Paşa başkanlığında yeni bir hükümet kuruldu. Heyeti Temsiliye ise direnişin kalbi olacak Ankara'ya taşındı.

TBBM'nin faaliyete geçişi

İtilaf devleti kuvvetleri 16 Mart 1920'de İstanbul'u resmen işgal ettiler. Meclisi Mebusan çalışamaz duruma geldi. Bunun üzerine Mustafa Kemal artık bütün inisiyatifi Ankara'da bir meclisin alması gerektiğine karar vererek, olağanüstü yetkelerle donanmış bir meclisin oluşması için çağrı yaptı. 23 Nisan 1920'de geniş bir katılımla TBMM açıldı. TBMM'nin ilk başkanı da Mustafa Kemal oldu. 3 Mayıs'ta ilk bakanlar kurulu sayılabilecek "İcra vekili heyeti" kuruldu. Bunun üzerine İstanbul hükümeti, Mustafa Kemal'i idama mahkum etti.

Düzenli Ordu oluşturma
Ancak ortada halen düzenli bir askeri kuvvet yoktu. Millet canını dişine takmış, yerel olanaklarla düşmanla savaşıyordu. İç ayaklanmalar oluyordu. Öte yandan 15 Mayıs'taki İzmir'in işgali tam bir dönemeç noktası oldu. Mustafa Kemal, artık düzenli ordu kurmanın vakti geldiğine inanıyordu. Bu amaçla Doğu Cephesi ve Batı cephesi olarak iki ayrı kumandanlık oluşturuldu. Düzenli orduya katılmayı reddeden Çerkez Ethem ve kuvvetleri yokedildi. Ethem Bey ise Yunanlılara sığınmak zorunda kaldı. Birinci ve ikinci İnönü savaşları oldu. (23 Mart 1921)

Bu arada Anadolu direnişinin başarıları dış ülkelerle ilişkilerde yeni imkanlar sağladı. Moskova ile iyi ilişkiler kuruldu ve destek alındı. 10 Ağustos'ta Sevr'i imzalayan İstanbul hükümeti ve anlaşmayı imzalayanlar Ankara tarafından "Vatan Haini" ilan edildi. Artık güç Ankara'nın elindeydi. Londra konferansı gündeme geldi. Ankara hükümeti fiilen tanınırken, Ankara ise Sevr hükümlerini reddettti.

Başkomutan Mustafa Kemal

Yunan saldırıları artıyordu. Temmuz 1921'de Kütahya ve Eskişehir'i ele geçirdiler. Bunun üzerine TBMM milletvekillerinin çoğunluğu Mustafa Kemal'in ordunun başına fiiilen geçmesini isterdiler. 4 Ağustos'taki gizli oturumda Mustafa Kemal üç aylık bir süre için, TBMM yetkilerini de üzerine alarak başkomutanlıği üstlendi. Sakarya savaşını yürüttü. (23 Ağustos 1921-13 Eylül 1921) Mustafa Kemal'e bu savaştaki başarısından dolayı Mareşal rütbesi ve "Gazi" ünvanı TBMM tarafından verildi. Adım adım sona geliniyordu. 26 Ağustos 1922'de büyük taaarruz başlatıldı. 30 Ağustos'ta zafer kesinleşmişti. Bunun üzerine Mustafa Kemal ünlü emrini verdi; "Ordular! İlk hedefiniz Akdeniz'dir. İleri!" Türk Birlikleri 9 Eylül'de İzmir'deydiler.

Barış süreci

Bu gelişmeler üzerine İtilaf Devletleri Mustafa Kemal'in komuta ettiği Türk ulusunu ve onun muzaffer ordusunu yenemeyecceklerini anladılar. 29 Eylül'de ateşkes ilan edildi. 11 Ekim'De İtilaf Devletleri ile Mudanya Mütarekesi imzalandı.artık sıra saltanatın kaldırılmasındaydı. 1 Kasım 1922'de saltanat kaldırıldı. Artık "egemenlik kayıtsız şartsız milletin egemenliğinde"ydi. 17 Kasım'da da son Osmanlı Padişahı 4. Mehmed Vahiddeddin bir İngiliz savaş gemisiyle İstanbul'u terketti.

Hemen ardından bu süreci uluslararası alanda pekiştirecek Lozan Antlaşması 21 Kasım 1922'de İsviçre'nin Lozan kentinde başladı. Görüşmelere İsmet Paşa başkanlık etti. Görüşmelere ara verildi. 24 Temmuz'da artık Türkiye bağımsız ve egemen bir devlet olarak kabul ediliyordu. Mustafa Kemal'in hülyası gerçek olmuştu.

Cumhuriyetin İlanı

Ancak Mustafa Kemal gibi bir lider bununla yetinemezdi. Saltanat yıkılmış, TBMM fiilen egemen olmuştu. Artık doğan çocuığun adını koymak gerekiyordu. Çocuğun adı "Cumhuriyet" ti. 29 Ekim 1923'te o da oldu. İlk cumhurbaşkanı bizzat Mustafa Kemal'di. Hemen ardından 3 Mart 1924'te de halifelik kaldırılarak eski reöimin son bağları da kopartılıp atılıyordu.

Bu arada Mustafa Kemal 10 Eylül'de kurduğu ve ilk genel başkanı olduğu Cumhuriyet Halk Fırkası ile ülkenin gelişmesini bir siyasi programa bağlıyordu. Bütün bunlardan sonra gene başını Mustafa Kemal'in çektiği bir dizi devrim ve kanun yapıldı. Kendisine suikastler düzenlenmek istendi.. Mustafa Kemal bütün bu süreci 15-20 Ekim 1927'de Ankara'da toplanan CHP kurultayında, sonradan adı "Nutuk" olacak ünlü söylevinde özetledi.

Atatürk'ün ölümü

Ne var ki, bütün bu çetin mücadelelerden sapasağlam çıkan Mustafa Kemal Atatürk, Siroz gibi yavaş yavaş tüketen bir hastalığın pençesine düşmüştü. 26 Eylül 1938'de ilk komaya girdi. 10 Kasım 1938'de ise sabaha karşı saat 09.05'te hayata gözlerini yumdu. Tabutu 16 Kasım'da Dolmabahçe Sarayı'nda ziyarete açıldı. Büyük bir kalabalık oluştu. 19 Kasım'da bir savaş gemisiyle İstanbul'dan İzmit'e oradan da Ankara'ya götürüldü. 21 Kasım'da Etnografya Müzesi'ndeki geçici istirahatgahına kondu. 10 Kasım 1953'te ise bugün yattığı yer olan Anıtkabir'e defnedildi.

Sonuç

Bugün bazı çevrelerin bütün putlaştırma çabalarına rağmen, Mustafa Kemal kendi düşüncesinin dinamik özüne güvendi. Herzaman millet iradesinin kendi dahil, herhangi bir kişinin iradesinden üstün olduğuna inandı. O, askeri, siyasi önderliğinin yanısıra bireysel davranışlarışlarıyla da ulusa örnek teşkil etmeyi seçti. Giyim kuşamı, hitabeti, gündelik hayatı içindeki davranışlarıyla hep "ben efendi bir insanım" dedi. Tüm istediği "uygar" bir toplum yaratmaktı. Çevresine hep bunun işaretlerini yaydı. Bütün hayatı mücadele içinde geçen Mustafa Kemal, cumhuriyeti sadece kurmanın değil, yaşatma ve geliştirmenin de bir mücadele olduğuna inanıyordu. Mücadele halen sürüyor...


Arkadaslar bilginizi tazeleyin ve her minik beyine Atatürk´ü sevdirin....
Atam izindeyiz!
abd
Forum Yöneticisi
Forum Yöneticisi
Mesajlar: 550
Kayıt: 23.10.2002 - 23:31
Konum: BURSA
İletişim:

Mesaj gönderen abd »

Sevgili ceren bize fazla bir şey bırakmamışsın diyemiyeceğim :P Atatürk çok zeki ve hatta sezgileri çok kuvvetli bir insandı nedenmi ?

1932 yılında Amerika'lı general McArthur ile yaptığı görüşmede kendisine "Almanlar kendilerini siyasi bir akıma kaptırırlarsa 1940-1945 yılları arasında savaşırlar.Bu savaş çok kanlı olur, ancak Amerika müdahele ederse biter, bu savaşın esas galibi ise Rusya olur" demişti

1907 yılında bu günkü Türkiye haritasının nerede ise (Musul ve Kerkük hariç) aynısını çizmiştir.

Çanakkale savaşından 2 ay önce İngiliz ve Fransızların saldıracakları noktayı söylemiştir.

1936 yılında "60 yıl sonra Rusya 60 parça olacak" demiştir.

Örnekleri çoğaltabiliriz.
AYRICA:

Atatürk'ü dinsizlikle suçlayanlara, Atatürk'e yalan yanlış iftiralarda bulunanlara ithaf olunur!!!

Çok iyi bilindiği gibi Atatürk'ün hareket noktası, millet için olan dini "milletten ayrı bir müessese haline getiren düşünceye karşıdır; menfaatçilere, yobazlara, medeniyete çelme takmaya yeltenen kara kuvvete karşıdır.

Yunanlıların İzmir'den kaçarken yaktıkları camileri yeniden yaptıran Atatürk'tü. İşgal altındaki ülkelerde kılınması caiz olmayan Cuma Namazı'nı kılmak olanağını Anadolu Müslümanları'na sağlayan Atatürk'tü. Eğitimi laikleştirmek amacıyla getirdiği "Tevhid-i Tedrisat Kanunu"nun (Eğitimin Birliği Yasası) 4. maddesinde, din adamı yetiştirmek için ayrı okullar öngören de Atatürk'tü. Ama bütün bunlar, eski düzen isteyen bazı çevrelerin, her yeniliğe karşı çıkmalarını ve Atatürk'ü "dinsizlik"le suçlamalarını engelleyememiştir.


ATATÜRK'ÜN BALIKESİR HUTBESİ

Atatürk bir yurt gezisinde Balıkesir'e uğradığı vakit 07.02.1923 tarihinde Paşa Camii'sinde hutbe okumuştu. Size bu hitabesi sadeleştirerek aktarılmaya çalışılmıştır:

"Ey millet Allah birdir, şanı büyüktür. Allahın selâmeti, âtıfeti ve hayrı üzerinize olsun. Peygamberimiz Efendimiz Hazretleri, Cenabı Hak tarafından insanlara dini hakikatleri tebliğe memur ve resul olmuştur. Koyduğu esas kanunlar cümlemizce malûmdur ki Kur'anı azimüşşandaki husustur. İnsanlara feyz ruhu vermiş olan dinimiz, son dindir, ekmel dindir. Çünkü dinimiz akla, mantığa, hakikate tamamen uyuyor. Eğer akla, mantığa, hakikate uymamış olsaydı bununla diğer ilahi ve tabiî kanunlar arasında ayrılıklar olması gerekirdi. Çünkü bütün kevnî kanunları yapan Cenabı Hak'tır.
Arkadaşlar! Cenabı Peygamber mesaisinde iki dâra, yani iki haneye malik bulunuyordu. Biri kendi hanesi, diğeri Allahın evi idi. Milletin işlerini Allahın evinde yapardı.
Efendiler, camiler, birbirimizin yüzüne bakmaksızın yatıp kalkmak için yapılmamıştır. Camiler, ibadet ve itaatle beraber din ve dünya için neler yapılmak gerektiğini düşünmek, ani meşveret için yapılmıştır. Millet işlerinde her ferdin zihni başlıbaşına faaliyette bulunmak elzemdir.
İşte biz de burada din ve dünya için, istikbal ve istiklâlimiz için, bilhassa hâkimiyetimiz için neler düşündüğümüzü meydana koyalım. Ben yalnız kendi düşüncemi söylemek istemiyorum. Millî emelleri, millî iradeyi yalnız bir şahsın düşünmesinden değil, bütün millet fertlerinin arzularının, emellerinin meyvasından ibarettir. Binaenaleyh benden ne öğrenmek, ne sormak istiyorsanız serbestçe sormanızı rica ederim."


AKIL DİNİ, İSLÂM DİNİ

Muhterem sanatkârlar, aziz arkadaşlar.
Bizi yalnış yola sevkeden habisler bilesiniz ki alelekser din perdesine bürünmüşler, saf ve nezih halkımızı hep "şeriat" sözleriyle aldata gelmişlerdir.Tarihimizi okuyunuz,dinleyiniz.. Görürsünüz ki milleti mahveden, esir eden fenalıklar hep din kisvesi altındaki küfür ve kötülüklerden gelmiştir. Onlar her türlü hareketi dinle karıştırırlar. Halbuki, elhamdülillah hepimiz müslümanız, hepimiz dindarız. Artık bizim dinin icaplarını öğrenmek için şundan, bundan derse ve akıl hocalığına ihtiyacımız yoktur. Analarımızın, babalarımızın kucaklarında verdikleri dersler bile, bize dinimizin esaslarını anlatmaya kâfidir. Buna rağmen "hafta tatili dine aykırıdır" gibi hayırlı, akla ve dine uygun meseleler hakkında sizi kandırmaya çalışan alçaklara ilgi göstermeyiniz. Milletimizin içinde hakiki ve ciddi alimler vardır. Milletimizin bu gibi alimleriyle iftihar eder. Onlar milletin emniyetine ve ümmetin itimadına mazhardırlar. Bu gibi ulemaya gidin. "Bu efendi bize böyle diyor, siz ne diyorsunuz?" deyiniz, fakat genel olarak buna da gerek yoktur. Bilhassa bizim dinimiz için herkesin elinde bir ölçü vardır. Bu ölçüye hangi şeyin bu dine uygun olup olmadığını kolayca takdir edebilirsiniz. Hangi şey ki akla, mantığa, halkın menfaatine uygundur; biliniz ki o bizim dinimize de uygundur. Bir şey akıl ve mantığa, milletin menfaatine, islamın menfaatine muvafıksa kimseye sormayın; o şey dinîdir. Eğer bizim dinimiz aklın, mantığın tetabuk ettiği bir din olmasaydı yüce olmazdı, son din olmazdı.
.................... Büyük dinimiz çalışmayanın insanlıkla alâkası olmadığını bildiriyor. Bazı kimseler modern olmayı kâfir olmak sanıyorlar. Asıl küfür onların bu düşüncesidir. Bu yanlış açıklamayı yapanların maksadı, islamların kâfirlere esir olmasını istemek değildir de nedir? Her sarıklıyı hoca sanmayın, Hoca olmak sarıkla değil, dimağlardır.


DİNİ POLİTİKA ARACI YAPMAYINIZ

Mensup olmaktan onur ve mutluluk duyduğumuz İslam Dini, yüzyıllar boyunca bir siyaset aracı olmaktan kurtarmanın gerçeğini gözlemiş bulunuyoruz. Kutsal ve Tanrısal dinimizi, aşırı isteklere sahne olan politikadan ve politikanın tüm etkisinden bir an evvel kesin kurtarılmalıdır. Ulusun, dünya ve ahretle ilgili, mutluluk buyruğu bir zorunluluktur. Ancak bu suretle İslam Dini'nin yüceliği gerçekleşir.


ATATÜRK VE MEVLÂNA

Milli Mücadele yılları içinde geçen birçok olaydan çok sonra Atatürk, Topkapı Sarayı Müzesi'ni ziyaret ediyor. Mukaddes emanetlerin bulunduğu dairenin önünde duruyor. Üstad Necmeddin Okyay Hocanın yazdığı ve sedefçi Vasıf Bey'in işlediği Mevlâna'nın Farsça bir kıtası bu dairenin kapısına hakkedilmiştir. Ata bu yazıya dikkatle bakıyor ve yanında Farsça bilen bir zata mânasını soruyor. Tercümesini aşağı yukarı şöyle yapıyorlar: "Bütün kapılar kapandı fakat senin kapın açıktır". Atatürk bir an düşünceye daldıktan sonra: "Hey koca sultan, bütün tekkeleri kapattık, fakat senin kapın açık kaldı."


ATATÜRK DOLMABAHÇE'DE İLK TÜRKÇE KUR'ANI NASIL OKUDU?

Saadettin Kaynak, hatıralarında bu konuyu şöyle anlatıyor:
Bir gün Dolmabahçe Sarayı'nın Büyük Muayede Salonu'nda saz takımı toplanmıştı. Kanunu Mustafa, Mısırlı İbrahim, Nobar, Hafız Kemal, Hafız Rıza, Hafız Fahri hep oradaydık. Atatürk bir sınav ve deney yapmaya hazırlanmış görünüyordu. Elinde Cemil Said'in Türkçe Kur'an tercümesi vardı. Evvela Hafız Kemal'e verdi okuttu; fakat beğenmedi.
"Ver bana, ben okluyacağım" dedi.
Hakikaten okudu, ama - hala gözümün önündedir - askere kumanda eder, emirler verir gibi bir ahenk ve tavırla okudu. Bunun kendisi de farkına vardı. Elhamı sırayla dolaştırmaya başladı. Hafızlara birer birer okutuyordu. Solunda Hafız Kemal, sağında ben vardım. Hepsi okuduktan sonra sıra bana geldi. Hiç unutmam, Elhamı ötekilere verdiği gibikapalı değil de, açmış, evvelden tespit ettiği anlaşılan sayfanın alt kısmını göstererek:
"Bu işaret ettiğim ayeti okuyacaksın."
Diye vermişti. Baktım; Nisa Suresi'nin 27. ayeti. Okumaya başladım:
"Validelerinizi, kızlarınızı, hemşirelerinizi ve birader veya hemşirelerinizin kızlarını, süt ninelerinizi, süt hemşirelerinizi, kadınlarınızın validelerini nikahınız altındaki kadınların vesayetine verilmiş kızlarını taht-ı nikaha almak size haramdır. Yalnız, birlikte yatmadığınız kadınların kızlarını almakta hiçbir günah yoktur. Kendi oğullarınızın zevcelerini ve iki hemşireyi nikah etmeyiniz. Lakin bir emr-i vaki olmuşsa Allah gafur ve rahimdir."
Bu cümleyi okur okumaz Atatürk gürledi.
"Bu bir hezeyandır. Böyle bir şey olmaz."
Haklıydı. Okurken bunda bir yanlışlık olduğunu ben de hissetmiş, fakat kitaba göre harfi harfine okumak mecburiyetinde kalmıştım. Hemen ayağa kalktım:
"Paşam, bu tercüme yanlıştır. Kur'an böyle değildir" dedim.
"İsbat et yanlış olduğunu" dedi.
"Kur'andaki aslı "İki kızkardeşi cemetmek haramdır." şeklindedir, dedim.
Belliki Atatürk bu tercümenin sakatlığını sezmişti. Bunun üzerine bu yanlışlığın sebebinin, Kur'anın aslından değil, Fransızca tercümesi esnasında vukua geldiği anlaşıldı. Bu tercüme yanlışlığı münakaşası yarım saat sürdü. Şurasını da ilave edeyim ki, Atatürk, okuyuşumu beğenmişti.
Ertesi akşam yalnız beni çağırdı. Yanında İsmet Paşa'dan başka kimse yoktu. Beni yine ortalarına oturttular ve "Dün akşam söylediklerini tekrar et" buyurdular. Yalnışlık meselesini anlattım. Arkamı sıvazlayarak:
"Aferin,dediler; hakikaten hafızmışsın."
Meğer Kur'anın aslı ile diğer kitapları tetkik ederek karıştırmış, yalnışlığı kendileri de tesbit etmiş.
"Bu tercümeyi bırakalım, Mehmet Akif'in tercümesini alalım."
Diyordu ama bütün aramalara rağmen Akif'in Mısır'da bulunan tercümesi bir türlü ele geçirilemedi. Bir müddet sonra Mısır'a gittiğim zaman Akif'in de - herhangi bir yanlışlığa düşmek ihtimalini düşünerek - tercümesini yakmış olduğunu öğrendim....


ATATÜRK'ÜN DİN BİLGİSİ

Yıl 1926... Yer Trabzon'un Kavaklı Meydanı Ortaokulu...
Birinci sınıfın kapısı açılır ve Atatürk görülür. Yanında ünlü din adamlarından Tevfik Hoca vardır. Hoca'ya "buyrunuz" diye yol gösterir.
Hoca, "Önce siz buyrunuz Paşam" diye saygıyla eğilir. Ama Atatürk kabul etmez. Etrafındakilerle birlikte girerler. Dersin konusu "Sireti Nebi ve Kur'an"dır.
Atatürk bir öğrencinin Kur'an okumasını ister. Bu görev de, daha sonra öğretmen olacak olan Hakkı Okan'a düşer... Atatürk dinler ve okunan suredeki "semibasir" sözcüğünün "tecvit"teki anlamını sorar.
Sonra dersin hocası Vasıf Hoca'ya döner. "İnşirah Suresi"ni okumasını ve yorumlamasını rica eder. Ama Hoca, sıra yoruma geldiğinde ezilip büzülür:
"Yanımda yorum kitabı yok..."
Atatürk'ün kaşları çatılır... "Birkaç satırlık bir sureyi yorumlamak için, yorum kitabına ne gerek var" der. Sureyi "tecvit" kurallarına uyarak kendisi okur. Herkesin anladığı Türkçe sözcüklerle yorumlar. Ve Vasıf Hoca'ya, bir yanlışlık yapıp yapmadığını sorar.
Hoca mutlu ve hayrandır:
"Siz Tanrı'nın ulusumuza armağan ettiği eşsiz bir öndersiniz...
Olay ilginç ve anlamlı!
( Olayın anlatıldığı yazı yıllar öncesinden saklanmış ve Atatürkçü bir şehidimiz olan Ahmet Taner Kışlalı'ya iletilmiştir. )
Atatürk, Kur'an'ı da iyi biliyor, dinimizi de... Gerçek din adamlarına saygı duyuyor. Onlar da saygı uyandırıyor.


* * *


Atatürk'ün din ile ilgili görüşleri açıktır: "Dinsiz milletlerin devamına imkan yoktur. Yalnız şurası var ki, din Allah ile kul arasındaki bağlılıktır. Softa sınıfın din simsarlığına müsaade edimemelidir. Dinden maddi menfaat temin edenler iğrenç kimselerdir. İşte bu vaziyete karşıyız ve buna izin vermiyoruz. Bu gibi din ticareti yapan insanlar masum halkımızı aldatmışlardır; Bizim ve sizlerin asıl mücadele edeceğimiz ve ettiğimiz bu kimselerdir. Hangi şey ki, akla, mantığa, halkın menfaatine uygundur; biliniz ki, o bizim dinimize de uygundur. Eğer bizim dinimiz aklın, mantığın uyduğu bir din olmasaydı, mükemmel olmazdı, son din olmazdı."
"Temeli çok sağlam bir dinimiz var. Malzemesi iyi, fakat bina yüzyıllardır ihmal edilmiştir. Harçlar döküldükçe yeni harç yapıp binayı takviye lüzumu hissedilmemiştir. Aksine olarak birçok yabancı unsur ve yorumlar, boş inançlar binayı daha fazla hırpalamıştır."
ahmet
Popüler Üye
Popüler Üye
Mesajlar: 118
Kayıt: 16.11.2002 - 14:11
Konum: izmir

Mesaj gönderen ahmet »

MERHABA VERDİĞİNİZ GÜZEL BİLGİLER İÇİN TEŞEKKÜR EDERİM.BEN SADECE ATATÜRKÜN BİR VECİZESİNİ YAZMAK İSTİYORUM.

DÜNYADA HER ŞEY İÇİN HAYAT İÇİN , BAŞARI İÇİN EN GERÇEK YOL GÖSTERİCİ İLİMDİR FENDİR. İLİM VE FENNİN DIŞINDA YOL GÖSTERİCİ ARAMAK GAFLETTİR,CAHİLLİKTİR,DOGRU YOLDAN SAPMAKTIR.

K. ATATÜRK

SEVGİLERLE
lüminesans
Aktif Üye
Aktif Üye
Mesajlar: 65
Kayıt: 02.10.2002 - 13:10
Konum: Danimarka

23.Nisan.1920__23.nisan 2003

Mesaj gönderen lüminesans »

23 Nisan kutlu ola.
Ata emanetini yerince korudugumdan emin olmasamda.
Behcet Kemal Caglar'in bu siiri hislerime tercumandir.

Istersen hayat zehrolsun,
Istersen refah kahrolsun,
Istersen kursun düssün, yanimiza belimize,
Istersen gecinmek icin,
Bir dilim kuru ekmek gecmesin elimize,
Halel gelmez bizim atesimize;
DÜNYA DÜSSE PESIMIZE
YER SARSILSA YERINDEN,
NE SENDEN GECERIZ,
NE SENIN ESERINDEN...
_______
VE

"Zafer "zafer benimdir" diyebilenindir. Basari "basaracagim" diye basliyanin ve "basardim" diyebilenindir. "1925

"Eger devamli baris isteniyorsa, kitlelerin durumunu iyilestirecek uluslararasi tedbirler alinmalidir." 1935

Türkiye Cumhuriyetinin ölmez lideri ATATÜRK ruhun sadolsun
lüminesans
Aktif Üye
Aktif Üye
Mesajlar: 65
Kayıt: 02.10.2002 - 13:10
Konum: Danimarka

Mesaj gönderen lüminesans »

Ben ATATÜRKCÜYÜM.
Ben CUMHURIYETCIYIM.
Ben LAIKIM.
Ben
ANTI-EMPERYALISTIM.
Ben BAGIMSIZ TÜRKIYEDEN yanayim.
Ben ÖZGÜRLÜKCÜYÜM
Ben INSAN HAKLARI SAVUNUCUSUYUM.
Ben TERÖRÜN KARSISINDAYIM.
Ben YOBAZLARIN, HIRSIZLARIN, VURGUNCULARIN, CIKARCILARIN DÜSMANIYIM.
ÖYLEYSE VURUN PARCALAYIN !!!
HER PARCAMDAN BENIM GIBILER, BENI ASACAKLAR CIKACAKTIR.

UGUR MUMCU_____Ruhun sad olsun (olabiliyorsa eger)
prizma
Forum Yöneticisi
Forum Yöneticisi
Mesajlar: 244
Kayıt: 16.01.2003 - 2:00

Mesaj gönderen prizma »

cumhurbaskaninin, (Balikesir hutbesine bakarak)Ataturk'e ozenip bir camide hutbe verdigini dusunsenize
yada basbakanin. Sizce bunlara ataturkcu mu yada yobaz mi derlerdi?
TOSYAGULU
Yazar Adayı
Yazar Adayı
Mesajlar: 344
Kayıt: 13.12.2002 - 22:12
İletişim:

Mesaj gönderen TOSYAGULU »

kalite58 arkadasimin nedemek istedigini anlamadim arkadasimiz soylediklerini acarsa sevinirim.
PanTürk
Popüler Üye
Popüler Üye
Mesajlar: 136
Kayıt: 19.10.2002 - 23:59
Konum: Almanya

Mesaj gönderen PanTürk »

Sevgili Ceren Kardes,

Yazdiklarinin tamaminin altina aynen imzami atiyorum,ekleyecek pek birsey kalmamis...Ayrica zahmet edip, bir cok bilgi vermissin.cok tesekkür ederim!

Bende Ulu Önderin cok hosuma giden veciz sözü ile ,o büyük insani yeniden anmak istiyorum.

"Muhtac oldugun kudret, damarlarindaki asil kanda mevcuttur."
prizma
Forum Yöneticisi
Forum Yöneticisi
Mesajlar: 244
Kayıt: 16.01.2003 - 2:00

Mesaj gönderen prizma »

Sayin tosyagulu kardesim
soylemek istedigim gayet açik. Yukarida Abd kardesim Ataturkun balikesir hutbesini bizlere aktarmis. Iyide etmis. Ben de buradan yola çikarak, simdiki cumhurbaskanimizin yada basbakanimizin yada her hangi bir mulki idare amirinin yurdun herhangi bir yerindeki bir camide çikip hutbe vermesi karsisinda, kamu oyunun nasil bir tepki verecegini dusundum.
kayserili
Üye
Üye
Mesajlar: 43
Kayıt: 26.12.2003 - 19:08

Re: Ataturkle ilgili neler dusunuyorsunuz?

Mesaj gönderen kayserili »

SELAM
NE MUTLU TURKUM DIYENE
Ataturku butun milletler kabul etmis dahi listesine almislardir ama dahiler her cagda tartisma konusu olacaktir buda cok normal.su anda turk milleti keske onun gibi biri daha ciksada ATAMIZI rahat biraksak ama o rahat uyusun cunku biz ben siz onun mesalesini tasiyoruz ve tasicaz
melissa
Popüler Üye
Popüler Üye
Mesajlar: 117
Kayıt: 08.09.2003 - 13:44
Konum: istanbul

Re: Ataturkle ilgili neler dusunuyorsunuz?

Mesaj gönderen melissa »

Ataturkle ılgılı söylenecek ne cok sey var aslında ama en büyük gercek türkıyenın basına gelebılıcek en olaganustu sey olması bence o olmasaydı hıc kımse suan Türkum gururluyum ,mutluyum demezdı suan belkıde yattıgı yerde mutlu dııl ülkesının bu halını gördukce belkıde kahroluo bazen ama onu gururlandıracak yenı nesıl onun yolunda
otobenga
Forum Yöneticisi
Forum Yöneticisi
Mesajlar: 354
Kayıt: 16.03.2003 - 21:18
Konum: UKRAYNA ( Donesk )

Re: Ataturkle ilgili neler dusunuyorsunuz?

Mesaj gönderen otobenga »

Degerli İnsanlar,
Hiç Düşündünüz mü, Muhterem Mehmet Akif Ersoy mısırda ne arıyordu?
ve Hiç Düşündünüz mü Türkiye'de insanların 1-Gerçek Müslüman
2-Nüfüs kağıdında müslüman olarak ikiye ayrıldığını ...
Ve dinin insanlara bir öcü gibi gösterildiğini...
Mini eteğin çağdaşlık, Annelerimizin, savaşları kazanmamızda büyük emeği olan o yüce anadolu kadınlarının (Ölenlerinden Allah rahmet eylesin...) taktıgı başörtüsü ise dini istiğmar olarak gösteriliyor...
Okul tarih kitablarında yazmayan bir nokta yıllarca türkiyede ezanın okunmasının yasaklandığı.
Abd'yede katılmıyorum onlar olsaydı kitaplar yazardı...
(Ben Atatürk düşmanı değilim. Lakin benim 9 dedem de savaşda öldü.Ben bir kişinin bu kadar çok yüceltilmesine karşıyım. bu savaşı hep beraber kazandık.)
Ayrıca Atatürk'ün Her konu hakkında söylemiş olduğu söz vardır.
Yani onu kominist,Diktadör,Hümanist,Dinci,Laik,....yapabilirsiniz..
Saygılarımla...
otobenga
Forum Yöneticisi
Forum Yöneticisi
Mesajlar: 354
Kayıt: 16.03.2003 - 21:18
Konum: UKRAYNA ( Donesk )

Re: Ataturkle ilgili neler dusunuyorsunuz?

Mesaj gönderen otobenga »

Atatürk hakkındaki Tavrımız nasıl olmalıdır?
alın size ona şiirler Yorumu size bırakıyorum...

''Atatürk tapkınıyız.her şey (O) dur.Her yerde (O) var.Her gökte (O) eser.Her enginde (O) çağlar.
Biz (O) yuz,O biz.
(...)Her şeyde Atatürk.
Yerde O!...Gökte O!...Denizde O!...Varda O!...Yokta O!...
(...)Her şey (O) dur;
(O) her şeydir.
Her şeyde Atatürk!...
Yerdedir,göktedir,sudadır.
Alandadır,diktedir,pusudadır.
Görünmezi görür!Bilinmezi bilir. Duyulmazı duyar! Sezilmezi sezer,ezilmezi ezer!
Hep, Her (O) dur!
Her şey Atatürk.
Elimize yüzümüze;
Gönlümüze özümüze kapıyoruz.
Biz sana tapıyoruz!
Biz sana tapıyoruz!
Her yerde..Her şeyde ..her işde, her gidişte.. hep (O)!
Hep (O)! Hep (O)!hep Atatürk!
(...)Ah!Atatürk! Atatürk! En büyüksün, en büyük!
(...)Varsın !Teksin! Yaratansın!
(...)Beni benden yarattın, kendini bana kattın Atam, Atam, Atatürk!
En büyüksün , en büyük!
Aka Gündüz(Ürün,Sayı,18 S.24-25)
''...Tanrı görünüyor her yerde ,
Topraklarda, denizlerde, göklerde:
Gönül tapar kendisinden geçer de
Hangi yana göz dalarsa: Atatürk.
Faruk Nafiz Çamlıbel (Atatürk vekahramanlık şiirleri S,12)
(...)Tanrı, peygamber diye nedir, kimdir bilmeden.
Taptığımız ne varsa hepsi ondan şekaldı.
Faruk Nafız Çamlıbel( Ferit Ragıp Tuncor S33)
(...)Topladı avucuna yıldırımı, şimşeği,
Yoktan var ediyordu tanrı gibi her şeyi.
Yusuf Ziya Ortaç(B.Necatigil a.g.e. S29)
Gönüller başındaki alevler gibi yandı .
Toprağa en muhteşem Kabe oldu durağın.
Şükufe Nihal(B.Necatigil a.g.e. S29)
(...)Ne örümcek, ne yosun,
Ne mucize, ne füsun;
Kabe arabın olsun,
Çankaya bize yeter!
Kemalettin Kamu(F.R. Tuncor S.34)
Peygamber tanrısına duyması bu hasreti,
Vermedi bu kudreti Tanrı Peygamberine...

(...)Yalnnız senin önünde duydum küçüldügümü:
Benzedi ıstırabım Allah'ın kederine...
Vasfi Mahir Kocatürk (F.R. Tuncor S.47)
(...)Bir millet tanrısısın sen bugün de, yarın da,
(...)Seni sevmek ibadet, sana baglanmak dindir.
Rıfat Necdet Evrimer(F.R. Tuncor S.143)

Değerli insanlar bu örnekler çogaltılabilir. İnşallah beni anlamınışızdır.
Atatürk'ün nasıl sömürüldügünü anlamak isteyenler şu kitabı okuyabilir
Sömürülen Atatürk ve Atatürkçülük Asım Aslan...
Yusufcan
Forum Yöneticisi
Forum Yöneticisi
Mesajlar: 64
Kayıt: 20.01.2003 - 15:29
Konum: Hollanda

Re: Ataturk demokratmiydi?

Mesaj gönderen Yusufcan »

Konu ile yazi yazanlarin hepsi daha cok savunmada kalmis ve bazilari birazda ovgude bulunmus, fikir ve dusuncelere saygimiz vardir, karsilikli oldugu surece..

Benim konu ile yazilanlar hakkinda sorularim var: cumhuriyetin kurulus oncesinde ve baslagicindaki sozlerin ve davranislarin devami nasil gelismistir?
Meseleye demokratik perspektiften bakinca nasil bir durum ortaya cikiyor??
Cevapla