Doğurmak çözüm değil!
Doğurmak çözüm değil!
Arkadaslar
bu yaziyi baska bir siteden aktardim,bence cok güzel anlatmis Füsun Önal degil mi???
DOĞURMAK ÇÖZÜM DEĞİL
Çocuk.... minik insan...
Dünyanın en masum, en çaresiz, en güzel canlısı...
Ama benim bu haftaki yazım onlara değil!
Onlar istemediği halde, onları dünyaya getirenlere...
Her nedendir bilinmez,
çocuk sahibi olmanın
duyduğum “BAZI” nedenleri
beni hep rahatsız etmiştir.
Kimi aile büyükleri, çocukları evlenir evlenmez
başlarlar onlar üzerinde baskı kurmaya:
“Hadi artık zamanı geldi, doğurun” diye...
Eee, çocuklarının doğurgan olduklarının ispatı
onları ele güne karşı gururlandıracaktır!!!
Evlenen çiftlerin çoğu da
bu yoğun baskıdan huzursuz olup,
daha birbirlerini doğru dürüst tanımdan
çocuk yapmaya kalkarlar.
Oysa çocuk doğduğu andan itibaren
sırada bekleyen bir yığın sorun,
belki de anne baba olmanın
heyecanıyla önceleri pek anlaşılmaz.
Sağlık, eğitim, beslenme sorunları;
o ilk heyecan geçtikten kısa zaman sonra
dağ gibi önlerinde yükselecektir
Geçim sıkıntısı her geçen gün artar, bu sıkıntı,
çiftlerin arasına kara kedi gibi girer.
Derken, başlar taraflar birbirlerine söylenmeye...
Çünkü geçim yükü artmıştır.
Çünkü hayatın ekonomik koşulları,
düşünülenden daha hızlı, daha dört nala koşmakta,
insanları beklemedikleri ölçüde dara sokmaktadır.
(Tabii bu sözlerim,
maddi sorunları olmayanlar için geçerli değil).
Bu günlerde açıklanan, artan ve 70 milyona dayanan
Türkiye nüfusunun yüzde çok az bir oranı
rahat koşullarda yaşamakta, büyük çoğunluk ise,
her geçen gün artan maddi yükün altında ezilmekte...
Bu koşullarda büyütülmeye çalışılan çocukların ve ailelerinin
İnsanı üzen görüntülerini TV haber programlarında görüyoruz.
Sonra, bazı anne-babalar çocuklarını
ilerdeki yıllarda kendilerine bakacak,
birer garantör gibi görürler.
(Sakın kimse bozulmasın şekerler! Örnekleri çok)
Hiç düşünmezler, o çocuk büyüyüp
kendi hayatını kurduğunda bakalım maddi durumu
hem yeni kurduğu yuvasına, hem de anne babasına
bakmaya yeterli olabilecek mi diye!
Pek çok aile var,
yıllar sonra bu konuda birbirine giren!
Bir de şayet çiftlerin arasına
“ikinci bir kadın” girmişse eğer,
böyle durumlarda da anne-babalar
“Doğur bi tane daha.
Bak bakalım o zaman seni bırakabilir mi?”diye
Kızlarının aklına girmeye kalkışırlar.
Ne gaflet!!!
Sonunda belki bir çocuk daha doğar ama
boşanma da eninde sonunda gerçekleşir.
Ailelerin bu baskısı yüzünden
zaten üzgün olan kadın da,
bu karışık ruh halinde aklına sokulan laflara uyarak
bir kez daha hamile kalmanın yollarını arar.
Bence kusura bakmayın, öyle bir nasihat,
belki de hayatta verilebilecek en salak nasihattır!
Nasıl olur da o minik masum bebeği,
araç olarak kullanmayı düşünebilir bazı insanlar, anlamam!
Şayet aralarına başka kadın giren çiftlerin evliliklerini
çocukların varlığı kurtarabilseydi,
o zaman boşanma diye bi şey pek kalmazdı.
İlk çocuk boşanmayı zaten önlerdi.
(Çünkü hemen her evde
mebzul miktarda çocuk var.
Ve bir çok evde de
ikinci kadın sorunu mevcut!)
Ama o ilk çocuğa rağmen
başka ilişkiler yaşanmaya başlanmışsa,
karşı taraf artık bu evliliği istemiyorsa,
kadın nasıl gurursuzluk edip de
o koşulda bi çocuk daha yapmaya kalkar, aklım almaz!
Üstelik, mahkeme kapılarına
o masum yavruları da sürüklerler etki yapsın diye.
Hakimin karşısına çıkan kadın,
ne zamandır eve uğramayan,
uzuuun zamandır karısına tatlı bir söz bile söylemeyen,
onunla gezmeyen, yatmayan, öpmeyen, konuşmayan
kocasını kastederek hakime döner ve:
“Ben kocamı seviyorum. Yuvamı bozmaya niyetim yok.
Boşanmak istemiyorum”deyiverir.
Pardon??? Hangi yuva??? Yuva ner’de???
Bir binanın iki duvarı var, iki duvarı yoksa bina olabilir mi?
Bu tarz davranan kadınlar sinirime dokunur.
Onlar adına sanki benim gururum kırılır.
“Kocayı eve bağlamak” düşüncesiyle yapılan çocuklara acırım.
Böyle mutsuz “yuvalarda” büyüyen çocukların,
ileride ne kendilerine, ne de başkalarına güveni, inancı kalmaz.
Çoğu başarısız, içine kapanık ya da tam tersi agresif olur.
İlk kocam başka kadına gittiğinde,
biraz beklemiştim, belki düzeliriz diye...
Ama baktım ondan vazgeçmiyor, ikimizi de kullanıyor.
Onu çoook sevmeme ve 3.5 aylık hamile olmama rağmen,
çocuk doğurarak kocasını elinde tutmaya çalışan kadın
durumuna düşmeyi düşünmediğimden,
hatta kayınvalidem ve kayınpederim “doğur” dedikleri halde,
ağlaya sızlaya bebeğimi aldırtmış ve boşanmıştım.
Amaaa, tabii boşandıktan sonra kadının
kendi ayakları üzerinde durabileceği ekonomik özgürlüğü yoksa,
ona kucak açan bir ailesi, gidebileceği bir yeri yoksa
o zaman onlara hak verip,
onlar için üzülmekten başka yapacak şey kalmıyor.
Çocuklar kullanılmamalı.
Çocuklar çoook mutlu olmalı....
Dünyaya gelmeyi onlar istemedikleri için
onlar iyi bakılmaya,
iyi şartlarda büyütülmeye layık.
Doğurmak mı???
bir çok şeyi kurtarmak için asla çözüm değil.
***FÜSUN ÖNAL***
bu yaziyi baska bir siteden aktardim,bence cok güzel anlatmis Füsun Önal degil mi???
DOĞURMAK ÇÖZÜM DEĞİL
Çocuk.... minik insan...
Dünyanın en masum, en çaresiz, en güzel canlısı...
Ama benim bu haftaki yazım onlara değil!
Onlar istemediği halde, onları dünyaya getirenlere...
Her nedendir bilinmez,
çocuk sahibi olmanın
duyduğum “BAZI” nedenleri
beni hep rahatsız etmiştir.
Kimi aile büyükleri, çocukları evlenir evlenmez
başlarlar onlar üzerinde baskı kurmaya:
“Hadi artık zamanı geldi, doğurun” diye...
Eee, çocuklarının doğurgan olduklarının ispatı
onları ele güne karşı gururlandıracaktır!!!
Evlenen çiftlerin çoğu da
bu yoğun baskıdan huzursuz olup,
daha birbirlerini doğru dürüst tanımdan
çocuk yapmaya kalkarlar.
Oysa çocuk doğduğu andan itibaren
sırada bekleyen bir yığın sorun,
belki de anne baba olmanın
heyecanıyla önceleri pek anlaşılmaz.
Sağlık, eğitim, beslenme sorunları;
o ilk heyecan geçtikten kısa zaman sonra
dağ gibi önlerinde yükselecektir
Geçim sıkıntısı her geçen gün artar, bu sıkıntı,
çiftlerin arasına kara kedi gibi girer.
Derken, başlar taraflar birbirlerine söylenmeye...
Çünkü geçim yükü artmıştır.
Çünkü hayatın ekonomik koşulları,
düşünülenden daha hızlı, daha dört nala koşmakta,
insanları beklemedikleri ölçüde dara sokmaktadır.
(Tabii bu sözlerim,
maddi sorunları olmayanlar için geçerli değil).
Bu günlerde açıklanan, artan ve 70 milyona dayanan
Türkiye nüfusunun yüzde çok az bir oranı
rahat koşullarda yaşamakta, büyük çoğunluk ise,
her geçen gün artan maddi yükün altında ezilmekte...
Bu koşullarda büyütülmeye çalışılan çocukların ve ailelerinin
İnsanı üzen görüntülerini TV haber programlarında görüyoruz.
Sonra, bazı anne-babalar çocuklarını
ilerdeki yıllarda kendilerine bakacak,
birer garantör gibi görürler.
(Sakın kimse bozulmasın şekerler! Örnekleri çok)
Hiç düşünmezler, o çocuk büyüyüp
kendi hayatını kurduğunda bakalım maddi durumu
hem yeni kurduğu yuvasına, hem de anne babasına
bakmaya yeterli olabilecek mi diye!
Pek çok aile var,
yıllar sonra bu konuda birbirine giren!
Bir de şayet çiftlerin arasına
“ikinci bir kadın” girmişse eğer,
böyle durumlarda da anne-babalar
“Doğur bi tane daha.
Bak bakalım o zaman seni bırakabilir mi?”diye
Kızlarının aklına girmeye kalkışırlar.
Ne gaflet!!!
Sonunda belki bir çocuk daha doğar ama
boşanma da eninde sonunda gerçekleşir.
Ailelerin bu baskısı yüzünden
zaten üzgün olan kadın da,
bu karışık ruh halinde aklına sokulan laflara uyarak
bir kez daha hamile kalmanın yollarını arar.
Bence kusura bakmayın, öyle bir nasihat,
belki de hayatta verilebilecek en salak nasihattır!
Nasıl olur da o minik masum bebeği,
araç olarak kullanmayı düşünebilir bazı insanlar, anlamam!
Şayet aralarına başka kadın giren çiftlerin evliliklerini
çocukların varlığı kurtarabilseydi,
o zaman boşanma diye bi şey pek kalmazdı.
İlk çocuk boşanmayı zaten önlerdi.
(Çünkü hemen her evde
mebzul miktarda çocuk var.
Ve bir çok evde de
ikinci kadın sorunu mevcut!)
Ama o ilk çocuğa rağmen
başka ilişkiler yaşanmaya başlanmışsa,
karşı taraf artık bu evliliği istemiyorsa,
kadın nasıl gurursuzluk edip de
o koşulda bi çocuk daha yapmaya kalkar, aklım almaz!
Üstelik, mahkeme kapılarına
o masum yavruları da sürüklerler etki yapsın diye.
Hakimin karşısına çıkan kadın,
ne zamandır eve uğramayan,
uzuuun zamandır karısına tatlı bir söz bile söylemeyen,
onunla gezmeyen, yatmayan, öpmeyen, konuşmayan
kocasını kastederek hakime döner ve:
“Ben kocamı seviyorum. Yuvamı bozmaya niyetim yok.
Boşanmak istemiyorum”deyiverir.
Pardon??? Hangi yuva??? Yuva ner’de???
Bir binanın iki duvarı var, iki duvarı yoksa bina olabilir mi?
Bu tarz davranan kadınlar sinirime dokunur.
Onlar adına sanki benim gururum kırılır.
“Kocayı eve bağlamak” düşüncesiyle yapılan çocuklara acırım.
Böyle mutsuz “yuvalarda” büyüyen çocukların,
ileride ne kendilerine, ne de başkalarına güveni, inancı kalmaz.
Çoğu başarısız, içine kapanık ya da tam tersi agresif olur.
İlk kocam başka kadına gittiğinde,
biraz beklemiştim, belki düzeliriz diye...
Ama baktım ondan vazgeçmiyor, ikimizi de kullanıyor.
Onu çoook sevmeme ve 3.5 aylık hamile olmama rağmen,
çocuk doğurarak kocasını elinde tutmaya çalışan kadın
durumuna düşmeyi düşünmediğimden,
hatta kayınvalidem ve kayınpederim “doğur” dedikleri halde,
ağlaya sızlaya bebeğimi aldırtmış ve boşanmıştım.
Amaaa, tabii boşandıktan sonra kadının
kendi ayakları üzerinde durabileceği ekonomik özgürlüğü yoksa,
ona kucak açan bir ailesi, gidebileceği bir yeri yoksa
o zaman onlara hak verip,
onlar için üzülmekten başka yapacak şey kalmıyor.
Çocuklar kullanılmamalı.
Çocuklar çoook mutlu olmalı....
Dünyaya gelmeyi onlar istemedikleri için
onlar iyi bakılmaya,
iyi şartlarda büyütülmeye layık.
Doğurmak mı???
bir çok şeyi kurtarmak için asla çözüm değil.
***FÜSUN ÖNAL***
-
lüminesans
- Aktif Üye

- Mesajlar: 65
- Kayıt: 02.10.2002 - 13:10
- Konum: Danimarka
Dogurmak cözüm degil !
Güzeldi..
Beni cok etkiliyen Akgün Akova'dan bir özet:
"Cocuklar biriktirilir dokuz ay on gün, ömür boyu harcamak icin."
Sevgiyle.
Beni cok etkiliyen Akgün Akova'dan bir özet:
"Cocuklar biriktirilir dokuz ay on gün, ömür boyu harcamak icin."
Sevgiyle.
-
ela
SAKİN KAFAYLA VERİLİR BU KARAR
DEĞERLİ ANNE VEYA BABA
ADAYLARI
YAŞATMAKTA OLDUĞUNUZ MUTLU YUVANIN ARTIK MEYVESİNİ ALMAYA KARAR VERDİNİZ. VEYA BU KARARI
VERECEĞİNİZN BİR AN GELMEDİYSE BİLE YAKINDIR. AMAN DİKKAT !
EVLENMEK İÇİN VERDİĞİNİZ KARAR KADAR BU KARAR DA HASSAS VE ÖNEMLİ. HER AMA HERŞEYDEN ÖNCE
DÜNYAYA GETİRECEĞİNİZ EVLDINIZIN TÜM İHTİYAÇLARINI SAĞLAYABİLECEK DURUMDA MISINIZ ACABA ?
OTURUP ÖNCE BUNU İYİ BİR ŞEKİLDE DÜŞÜNÜN.
DÜNYAYA GELDİKTEN SONRA KEŞKE DEMEKTENSE EĞER ZAMANI GELMEMİŞSE ERTELEMEK DAHA İYİDİR
...
ADAYLARI
YAŞATMAKTA OLDUĞUNUZ MUTLU YUVANIN ARTIK MEYVESİNİ ALMAYA KARAR VERDİNİZ. VEYA BU KARARI
VERECEĞİNİZN BİR AN GELMEDİYSE BİLE YAKINDIR. AMAN DİKKAT !
EVLENMEK İÇİN VERDİĞİNİZ KARAR KADAR BU KARAR DA HASSAS VE ÖNEMLİ. HER AMA HERŞEYDEN ÖNCE
DÜNYAYA GETİRECEĞİNİZ EVLDINIZIN TÜM İHTİYAÇLARINI SAĞLAYABİLECEK DURUMDA MISINIZ ACABA ?
OTURUP ÖNCE BUNU İYİ BİR ŞEKİLDE DÜŞÜNÜN.
DÜNYAYA GELDİKTEN SONRA KEŞKE DEMEKTENSE EĞER ZAMANI GELMEMİŞSE ERTELEMEK DAHA İYİDİR
...
Bir cok noktaya katiliyorum.Ancak ne yapsin insanlar yani, kimse cocuk yapmasinmi.
Allah insanlara akil vermis,Insanlar akillarini kullansin ve dogacak evlatlarina iyi yasam zemini hazirlasinlar.
En dogrusu anne baba olgunluguna ulasamamis, kisiligi, karakteri tam oturmamis kimseler kesinlikle cocuk yapmaktan kacinmalilar.
Allah insanlara akil vermis,Insanlar akillarini kullansin ve dogacak evlatlarina iyi yasam zemini hazirlasinlar.
En dogrusu anne baba olgunluguna ulasamamis, kisiligi, karakteri tam oturmamis kimseler kesinlikle cocuk yapmaktan kacinmalilar.
Çocuk yapmak büyük bir sorumluluk istiyor bence.Görüyoruz doğu bölgelerimizde yaşayan kadınlarımız oldukça fazla çocuk yapıyorlar.Ya sonrası!
Bence aileler ekonomik durumunu göz önünde bulundurarak çocuk yapmalıdırlar! Bunu dikkate almayan ailelerin durumlarını görüyoruz haberlerde,gazetelerin ilk sayfalarında........
bilgi
o derece bilgiye sahip olan insan zaten ekonomisinide dikkate alıp ne kadar çocuk yapması gerektiğini bili! bilgiyle doğru orantılı olarak çocuk sahibi olunması gerektiğini savunmuyorum bazı arkadaşlar yanlış algılamış sanırım 

