edebiyat bağrımızda şahlanmış bir at
yol alır sevdalara çırparız kanat
gün gelirde eğer dolarsa miat
bak o zaman mezartaşımda
son kullanma tarihime
fatiha okumadan geçme
ruh-u sarihime
rahmet okuma birde tedrisat maarifime
imkan şerait mevcut bu
gerek varmı tarifime....
.........................................................
on yıl kadar oldu sanırım hadise olalı
takım giyerdim o yıllarda kolları kolalı
pantolonum olurdu duble paça ütülü
beyazı severdim kendimi bildim bileli
akşam üstü bitirmiştik işkurda işlemleri
üç kuruşta avans vermişti firmam arslanları
demiştiler yarın sabah sekiz burda hazır ol
serbestsin şimdi dolaş gez git otel bul kayıt ol
ey köprü başı.. bağlarsın avrupayı asyaya
gittim vardım sultanahmetine.. ayasofyaya
çoktandır özlemiştim belki yine göremezdim
yarın gider olmasaydım çalışmaya rusyaya
ey istanbul.. ermiş erenler.. evliyalar şehri
sevdamın gürül gürül akar suyu .. coşkun nehri
ne gam kalır serde.. ne kahır kalır nede keder
dökecek yer sende olur.. içte birikmiş zehri
dolaştım gezdim her karışın köşeni hülasa
sonra döndüm geceyarısı bir bitli palasa
alıp anahtarım çekilip odama soyundum
uzandım üstüne yatak serili bir kalasa
yastığa baş koyalı üç beş dakika olmuştu
dinlenmek ister gözlerim artık örtülmüştü
sabahın olmasına bir kaç saat vakit kalmış
çalmıştı cep telefonum ...acı ile ötmüştü
hayırdır inşallah deyip hemen yerimden kalktım
içimde ürperti merakla ekranına baktım
ilk aboneyiz o devirde kimse mesaj bilmez
yazıyı görünce nerdeyse donakalacaktım
en ilkin nasıl okunacağını bile bilmedim
karıştırıp oynarken onu iyiki silmedim
her nasıl başardımsa mesaj okuya girmeyi
okudum yazıyı sevinçten ağlayıp inledim
yumurtaya can veren rab ver herkese hidayet
sevildiğini bil ey kul .. erdin sırra nihayet
istanbula varmışken yazıyordu mesajımda
karacaahmet mezarlığınıda.. et .. ziyaret
ey sefil sarhoş mevla bilmezmi o saf kalbini
tut gönlünü hoş işte indirdi gökten celbini
gayrı dünyevi ihtiras sana yasak bunu bil
aldın işareti.. git.. getir yerine emrini
soyunduğumdan çabuk hemen üstümü giyindim
koşar adımlarla seyirtip merdivenden indim
otelin karşısında vardı bir taksi durağı
orda bir kaç taksici görünce hayli sevindim
tutuştum biri ile bir ücret pazarlığına
karşıydım o gece tarifesi muzurluğuna
niçindir özellikle orası seçildi bilmem
götürecekti karacaahmet mezarlığına
adeta padişah gibi o makam-ı alime
kuruldum şah gibi ön taraf şoför mahalline
bir hayli kafa dengi çıktı taksici arkadaş
girişti hemen hal gidiş memleket ahvaline
hayat güçlüğünden dem vurdu geçim zorluğundan
anlattı haberdar oldum beş çocuk varlığından
aslında emekliymiş karakol komserliğinden
biraz borçtan bahsetti şu an eli darlığından
sonra sordu hayırdır ordamı oturuyorsun
yoksa bir borcunmu var onumu yatırıyorsun
borcundan kastım şuki gün akşamlı dünya fani
bizden öncekilere duamı götürüyorsun
maşallah leb demeden leblebiyi anlıyorsun
arif neylesin tarif benden iyi biliyorsun
gün ağarmakta kalırsak sabaha gecikirim
arkadaş bas gaza biraz daha ne duruyorsun
bastıkça gaza altımızda yol su gibi aktı
bu hızla gidersek sanmam mezar bize ıraktı
derken uzaktan göründü yeşil selvili bir yer
vardık menzile oldukça uygun yerde bıraktı
bu kadar uygun yeri bilmemki bilirdi nerden
oda seyrediyordu önümde yattığı yerden
duman tütmekteydi arabanın ön kaputundan
ısı veriyordu su gibi ıslanmıştık terden
sakin uyuyordular görmekteydiler düşleri
üstlerinde herdem kırık dökük mezartaşları
adım gibi eminim sen ben gibi diriydiler
lakin çıkarmaya pek korkuyordular başları
selviler altında yatıyordu ölmüş garipler
çıkan gürültüden rahatsız olmuş muzdaripler
inanın yukarda bizlerde çok farklı değiliz
belki geliriz birazdan şayet koparsa ipler
o şehri stanbulunki değdi her seng-i ser-ime
ol sebeb serserime yağıyordular üzerime
recm edildik adeta düşmüştük can pazarına
eşi mani olmaya çalışsada.. hemşerime
artık neden sonra o mancınık durdu bir ara
şimdi yanlız ettiği her kürfün bini bir para
atıyordu kendini yere ya ölseydik diye
soruyordu kim bakardı geride kalanlara
gardaş..bende fakirden gelmeyim iyi bilirim
gel yanıma hele bir yaklaş.. kurbanın olurum
dosdoğru yolunda giderken niçin birden durdun
eğer lütfedip açıklarsan minnettar kalırım
solumdaki komserim nasıl geçmişse sağıma
sızlıyordu her yanım kan sızmakta yanağıma
kardeş bir şey yok ya diye kulağıma seslenir
kocasını yatıştırmış bacım gelmiş yanıma
doğruldum kendimi şöyle bir güzelce yokladım
şükür kırık değildiler kollarım bacaklarım
ufak tefek zayiat yara bere var isede
işte tutuyordu nihayet elim ayaklarım
benden sonra o hemşire gitti komsere baktı
kalkmıştı o dahi gördüm cigarasını yaktı
alacakaranlıkta her nasıl bulduysa onu
aldı fırlamış saatini sol koluna taktı
ansızın ay inanamıyorum çığlığı koptu
ardından sesini tanımasam gitmiştin apti
bir anda ortalık panayır yerine döndü
aptide geldi komserimle birbirini öptü
duvarın kenarından duydum miyavlamasını
andırıyor sanki sesi çocuk ağlamasını
bacım senin yüzünden bunlar deyince anladım
tekirim okuyordu kendince fatihasını
her şey yerli yerinde madem niçin dururum ben
yolcu yolunda gerek kalmayım işim gücümden
siz buralarda tosbağa filan toplayakalın
bir ekmekle su alıp geleyim dedim içimden
içten demek yeterli değil dışa döküşmeli
ambulans polis gelmeden tez elden sıvışmalı
ya açıkça iş güc anlatıp yada bahaneyle
atmalı kapağı çarşı pazara kavuşmalı
velhasıl nitekim hasbelkader öylede oldu
durum arzedip ücret öderken güçlükle aldı
doktora görüksen iyiydi dedi boynu büktü
ayrılırken ardım sıra baktı gözleri doldu
firmaya giderken mesajın devamını buldum
muzip kuzenimden geldiğini öğrenmiş oldum
hem sevap olur hemde ruhun açılır diyordu
birde kuzen dün düşümde seni orada gördüm..
ey istanbul sende gizli böylede bir anım var
belki eleştirilmesi gerek taraf yanım var
ancak ne o günde nede şimdi peşim bırakır
serde nefis kaçmaktan gayrı ne dayanakım var
